Mahmut Özturan ile Felsefe Sohbetleri

   FELSEFE YAZILARIM  

A R K A D A Ş

Arkadaş, birlikteyken size kendinizi, ayrıyken özlemiyle dünyayı unutturandır.

Arkadaş, bir işte birlikte bulunanlardan her biri ya da birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biridir. İnsanın varolduğunu bildiği günden bu yana “arkadaş” ya da buna benzer bir sözcük tüm kültürlerde var olmuştur. Hatta belki daha da ileri giderek, insanlar arasında kullanılmış ilk anlamlı sözcüklerden biri olduğunu düşünebiliriz. Çünkü insanların bir birey olarak düşünüldüğü her durumda ve her koşulda arkadaşsız olabilmelerini düşünmek kesinlikle olası değildir. Normal bir bireyin biyolojik anlamda sağlığı nasıl beslenmesiz olanaksız ise; ruhsal gelişim, normları sürdürme ve yaşama sürecinin de arkadaşsız olabilmesi o denli olanaksızdır. Sosyolojik ve psikolojik genel normların dışında kalmış tüm bireylerin bilimsel analizleri sonucunda karşılaşılacak en önemli birkaç temel sorundan bir tanesinin ve belkide en önemlisinin “arkadaş” ya da “arkadaşsızluk” olduğu saptanacaktır. Böylesine kesin görüş bildirebilme gücünü, bu konuda ta Freud’dan günümüze başarıyla sonuçlandırılmış pek çok deneyim ve değerlendirmelerden rahatlıkla alabiliyorum.

Bireyin sosyolojik ve psikolojik gelişim ve olgunlaşma sürecinde, en az genlerinde taşıdığı karakteristik özellikler kadar önemli bir etkenin de çevresi olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak çevre bireylerden, en önemlisi de bireyin en yakınındakilerden, yani arkadaşlardan oluştuğuna göre, insanı birey yapan, kişiliğini oluşturan temel etkenlerden birisi olan arkadaş’ın, çok ciddi olarak irdelenmesi gerekir. İnsanların gelişme ve kişilik kazanma süreçlerinde, çevrelerinde birlikte oldukları diğer insanların etkisinde kalmaları kesin ve kaçınılmazdır. Böyle olunca da, insanların, kendi gelişim ve olgunlaşma süreçlerinde, birlikte oldukları ve olacakları insanları, yani “arkadaş”larını titizlikle seçmek durumundadırlar. Bu süreçte en zoru, özellikle de gençlik döneminde, bireylerin arkadaş seçmede genellikle istenç ve bilinç dışı yönelimler sergilemeleridir. görülür. Planlı ve bilinçli yönlendirme çabaları ise genelde pek sonuç vermezler. Bu nedenle ilk arkadaş edinme yönelimleri, bireyin birincil çevresinden ortak ilgi çemberinde sonuçlanırlar. Bilinçsiz ve istenç dışı olan bu arkadaş edinim yöntemi, ne yazık ki bireyin içsel oluşumlarını doğrudan etkileyecek temel altyapıyı oluşturacak, farklı bir bireyin oluşmasına zemin ve ortam hazırlayacaktır.

Bireylerarası karşılıklı etkileşim süreci, olumlu – olumsuz her iki yönde de bireyin iç dünyasında değişikliklere yol açabilecektir. İnsanlar arasındaki karşılıklı pozitif enerji yüklü ikili iyi ilişkiler, bireyleri yakınlaşmaya götüreceği içindir ki her arkadaşlığın, her dostluğun altyapısını karşılıklı yakınlık duymalar oluşturur.
Aristoteles (N.E/8)’de şöyle der: //Her insan ilişkisinde saklı olmayan karşılıklı yakınlık olur, birbirlerini severler, neden ötürü birbirlerini seviyorlarsa, onla ilgili olarak birbirleri için iyi şeyler isterler. Demek bir yarardan ötürü birbirlerini sevenler kendileri için değil, karşılıklı olarak kendilerine bir “iyi” oluştuğundan ötürü severler. Haz’dan ötürü sevenler için de bu böyle. Bir yarar nedeniyle sevenler, kendilerine bir “iyi” geldiğinden ötürü seviyor, haz nedeniyle sevenler de kendilerine bir “hoşluk” geldiği için; sevilenin kendisinden ötürü değil, “yararlı” ya da “hoş”tan ötürü. Bu tür dostluk ve arkadaşlıklar geçicidir; çünkü sevilen kişi ne ise o olmasından ötürü değil, ya bir “iyi” ya da bir “haz” sağladığı için seviliyor. Böylesi dostluk ve arkadaşlıklar çabuk bozulur, çünkü kişiler hep aynı kalmaz. Gençlerin dostluk ve arkadaşlığının ise hazza bağlı olduğu görülür, onlar tutkuya göre yaşar ve en çok kendileri için hazır bulunan hoş şeyi ararlar. Ancak, iyi kişilerin ve erdeme uygun olarak birbirine benzer kişilerin dostluk ve arkadaşlığı en mükemmel olanıdır.// İyi kişilerin iyilerle, kötü kişilerin kötülerle daha yakın ve daha kolay ilişki kurabilecekleri dikkate alınırsa, tüm insanlar arasında bir genelleme yapabiliriz: her birey, ancak kendi içsel değerlerine yakın özellikler taşıyan ve eşit frekanslarda düşünen ve algılayan bireylerle karşılıklı yakın ilişki içinde olacak, arkadaşlık ya da dostluk kurabilecektir.

İnsanlar arasındaki her türden ikili ilişkinin oluşumu ve sürmesi karşılıklı yararlara, aynı olguyu iyi ya da kötü yorumlamaya, aynı “iyi”yi yakın çizgide algılamaya ve bir yanlışı aynı çizgide eleştirmeye bağlıdır. Konu eleştiri olunca da, bireyler arasındaki en can alıcı noktaya değinilmiş olur! Kendisiyle barışık ve içsel değerlerinin bilincinde olan birey, akılcı eleştiri yöntemiyle nesnel doğruya yönelir.
Karl Popper (dibda) yapıtında eleştiriye şöyle yaklaşır: //Akılcı eleştiri, özgül olmak zorundadır: özgül önermelerin ya da varsayımların niçin yanlış veya özgül argümanların neden geçersiz olabileceğini savlayan özgül gerekçeler ileri sürmek zorundadır. Nesnel doğruya yaklaşma düşüncesinden yola çıkmalı, kişisel olmamalıdır.// Bu görüşler, özellikle arkadaşlar arası tüm ilişkilerde titizlikle dikkate alınmalıdır. Çünkü konulara bireysel yaklaşımlar, hele diretmeler, arkadaşlığa, dostluğa, ikili tüm ilişkilere zarar verecektir. Nesnel doğrulara yönelme bir ortak değer olarak alınırsa, herhangi bir durum değerlendirmesinde çelişkiler ya da tutarsızlıklar yaşanmayacaktır.

Her ikili ilişkinin gerçek bir arkadaşlığa ya da dostluğa dönüşmesi herzaman olası değildir. Gerçek bir arkadaşa sahip olmanın değerini ancak gerçek bir arkadaşa sahip olanlar; ya da tam tersi: yanlış arkadaşlıklar yaşamış olanlar bilebilir! Voltaire, “yaşam, insanlara arkadaşlıktan daha büyük bir armağan veremez” derken, bu görüşü vurgular. İyi bir arkadaşa sahip olmayanın bunun önemini algılayabilmesi zordur. İnsan, en yakın çevresinde, anne-baba, eş-çocuk, kardeş olgularını genelde yaşasa da, bu çok bilinen ve basite indirgenmiş gibi algılanan ikili ilişkilede bile çoğu zaman algılama yanılmaları yaşamakta ve neyi nereye koyacağını bilemeyebilmektedir. Bu temel ikili ilişkilerden çok daha farklı bir ilişkidir arkadaşlık! Sorumluluk, iyi’yi paylaşım ve haz duyguları çeşitli olmakla birlikte gerçek bir arkadaşın, bireyin iç dünyasına yansıtabilecekleri ve kazandırabilecekleri çok daha somut bir değer olabilecek, bireyin, arkadaşından bu etkileşim sonunda tümüyle farklı bir insan ortaya çıkabilecektir.
İyi bir arkadaşın sana verdiklerinden daha fazlasını sen ona verebilmelisin. Vermezsen, o, sana iyi arkadaş olana haksızlık edersin. Çünkü gerçek arkadaşlığın gereği ölçüyle yapılmaz. Arkadaşlığın bilincinde olan ve gereklerini umarsızca yerine getiren bir insana, karşılıklı yarar düşüncesinin çok ötesinde duygular beslenmelidir. Gerçek arkadaşlık bilinci, karşılıklı tutum, ilgi, sevgi ve davranışların herhangi bir ölçüsünün olmamasını gerektirir. Tek ve en önemli gereklilik, ikili yakın ilişkilerde bireylerin birbirlerine inanmaları, yaşamlarının ve düşünce sistemlerinin her aşamasında bunun bilincinde olmalarıdır. Çünkü gerçekten inandığınız, güvendiğiniz ve sevdiğiniz bir insan hakkında herhangi bir yanlış şey düşünemezsiniz. Eğer herhangi bir konuda, herhangi bir koşulda yakın bir arkadaşınıza bu üç önemli ögeden; inanmak, güvenmek ve sevmek’den bir tekinde bile burukluk ya da eksiklikler yaşıyorsanız, bu ilişkinin gerçek bir arkadaşlık olduğunu söyleyemezsiniz. İnsanların ikili ilişkilerinde aranan, özlenen en önemli ögeler bunlar değil midir? İnanmak, güvenmek, sevmek.. “Arkadaşım” dediğimiz bireyleri zaman zaman bu üç soruluk testden geçirmemiz gerekir: /İnanıyor musun, güveniyor musun, seviyor musun?/ Tabii ki bu soruları salt sözle, öylesine değil, bilinçli olarak, yaşanılmış olayların ışığında ve gerçekliğinde değerlendirmek gerekir! Eğer hiç çekinmeden bu üç soruya da “evet, şüphesiz” yanıtını kolaylıkla verebiliyorsanız, başka da hiçbir şeyle düşüncelerinizi bulandırmayın ve “O” arkadaşınıza sıkı sıkı sarılın ve de sakın bırakmayın..

Arkadaşa duyulan sevgi, diğer tüm sevgileri içermelidir; anne gibi saygıyla, çocuk gibi şefkatle, sevgili gibi aşkla sevmelidir. Arkadaşınıza gerçekten inanıyor ve güveniyorsanız, kesinlikle bilinmeli ki, temelinde “sevgi” olmayan hiçbir ikili ilişki taraflara gerçek arkadaşlık hazzını yaşatamaz. Ticaret amaçlı ortaklıklar da bir çeşit bireyler arası ikili ilişkidir ve karşılıklı çıkar esasına dayanır ama arkadaşlıktaki gibi duygusallık ve sevgi unsurları aranmaz. İnsanlar arasında yakınlaşma, ancak benzerliklerle başlayabilmektedir: aynı futbol takımını tutma, aynı işyerinde çalışma, aynı hobilerden hoşlanma, aynı okula gitme gibi.. Bu benzerlik temelli yakınlaşmalar, zamanla inanmak ve güvenmekle de perçinleşir. Arkadaşlık ilişkisi ne denli ileri boyutlara ulaşsa da, en önemli temel koşul, “temiz bir sevgi” olacaktır. Temiz sevgi; hiçbir art duygu ve düşünceyle kirletilmemiş olanıdır. Bu temizliğin ölçüsünü ise bize yaşam ve yaşadığımız gerçekler gösterecektir. Bu somut değerlendirmeyi yapabilecek yeterlik ve olgunlukta olamayan bireylerin, yaşadıklarını İKİ KEZ DÜŞÜNMEK, değerlendirmek zorundadırlar.
Gerçek bir arkadaşa duyulan sevginin boyutu gerçekten farklı olmalıdır: değişik koşullara göre, gerektiğinde ciddi bir saygıyla (belki anneniz ya da babanız gibi..), gerektiğinde gerçek bir şefkatle (belki çocuğunuz ya da küçük kardeşiniz gibi..), gerektiğinde de yoğun bir duygusallıkla (belki aşkla, belki de sevgilinize duyduğunuz yoğun duygusallıkla..) sevebilmeniz gerek gerçek arkadaşınızı! Buna gücünüz olmalı, olabilmeli! Böyle olmayan bir arkadaşlığın uzun sürmesi beklenemez.

İnsanları birbirlerine yakınlaştıran “benzerlik”, ama birlikte tutan “yenilik”tir. Bilgili olun, uyarıcı olun, coşku verici olun, yeni düşünceler paylaşın, büyüyün, gelişin! Bu sözler Leo Buscaglia’nın. Çok önemli ve değerli saptamalar bunlar. Düşünelim ve arkadaşlarımızı şöyle bir anımsayalım! Tümü, bir veya birkaç benzeşme temellidir: ya aynı okula gitmekten, ya maçlarda taraftarlıktan ya da ortak hobilerden.. Ama mutlaka bir benzer noktanız vardır. Bu sadece başlangıç için yeterli olabilecektir. Ya sonra? Ne zamana dek sürecek bu benzerlikleriniz; bir yıl sonra, beş yıl sonra da aynı şeylerden zevk alıyor olacak mısınız? Birlikteliğin sürmesi ancak yeni ortak noktalar, yeni ortak benzerlikler bulunmasına bağlıdır. Bir arkadaşınızla olan yakınlığınızı, birlikteliğinizi ancak ortak ve benzer yeniliklerle sürdürebilirsiniz. Tarafların ortak zevk almadıkları konuların “bir” olması önemsiz; “iki” olması düşündürücü; “üç ya da daha fazla” olması arkadaşlığın geleceği ve gerçekliği açısından kaygı verici olmalıdır! Bunun için de Leo’nun dediği gibi bilgili olunmalı, uyarıcı olunmalı, coşku verici olunmalı, yeni düşünceler oluşturulup paylaşılmalı! Bunları düşünmek bile arkadaşlık olgusu için heyecan vericidir. Siz bir de bu söylenenlerin: bilgili olmanın, uyarıcı olmanın, coşku verici olmanın, yeni düşünceler oluşturma ve paylaşmanın arkadaşların ikisinde de hedef olarak alındığını, bu çaba içinde olunduğunu ve de en önemlisi yaşama geçirilebildiğini düşünün! Biter mi bu arkadaşlık? Kesinlikle hayır, çünkü arkadaşlık olgusu sürekli yeniliklerle beslenince ölümsüzleşir, ve inanın, bireylerin ölümünden sonra bile yıllarca o gerçek arkadaşlık dillerden düşmeyecek ve pek çok insana da örnek olacaktır.

Nasıl bir arkadaşımızın olmasını istiyorsak, düşünmeli, arkadaşımızda var olmasını istediğimiz özelliklerin kendimizde de olması gerektiğini; bize ne vermesini, ne kazandırmasını istiyorsak, bizim de en az o denli verici olmamız gerekeceğini; ne denli sıcaklık istiyorsak, bizim de en az o kadar sıcak olmamızın önemli bir önkoşul olacağını bilmeli ve tüm bunları benliğimizin bir parçası olarak yaşamlarımıza geçirmeliyiz. Doğaldır ki, taraflar aynı düşünceleri paylaşmalı ve biribirine yakın çizgide verici olmalıdırlar, yoksa tek taraflı iyimser düşünce ve inanışlar arkadaşlık ilişkisini sürdürmeye yetmeyecek ve ilişki tartışılır olacaktır. Ancak bu şekilde gerçek arkadaşlar edinebiliriz. Böylesi arkadaşlarımızın da değerini gerçekten, ama gerçekten bilmeliyiz, bilmek zorundayız, en azından kendimiz için, en önemlisi de sevgi dolu bir dünyanın temelleri için.

Arayanı olmayandan arkadaş olmaz.

Bir arkadaşınla paylaştıklarının oranı,
doğru orantılı olarak arkadaşlığın samimiyet derecesini gösterir.

Duygu, erdem ve özveri yüklü arkadaşlık kardeşlikten ileridir,
çünkü çoğu kardeşte bunları bulamazsınız.

Mahmut Özturan
Haziran, 2002

© 2010 felsefem.net. Sitedeki yazılar, 5846 sayılı T.C. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır, izinsiz kullanılamaz.