A
R K A D A Ş
Arkadaş, birlikteyken size kendinizi, ayrıyken özlemiyle
dünyayı unutturandır.
Arkadaş,
bir işte birlikte bulunanlardan her biri ya da birbirlerine
karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biridir.
İnsanın varolduğunu bildiği günden bu yana “arkadaş”
ya da buna benzer bir sözcük tüm kültürlerde var olmuştur.
Hatta belki daha da ileri giderek, insanlar arasında
kullanılmış ilk anlamlı sözcüklerden biri olduğunu
düşünebiliriz. Çünkü insanların bir birey olarak düşünüldüğü
her durumda ve her koşulda arkadaşsız olabilmelerini
düşünmek kesinlikle olası değildir. Normal bir bireyin
biyolojik anlamda sağlığı nasıl beslenmesiz olanaksız
ise; ruhsal gelişim, normları sürdürme ve yaşama sürecinin
de arkadaşsız olabilmesi o denli olanaksızdır. Sosyolojik
ve psikolojik genel normların dışında kalmış tüm bireylerin
bilimsel analizleri sonucunda karşılaşılacak en önemli
birkaç temel sorundan bir tanesinin ve belkide en
önemlisinin “arkadaş” ya da “arkadaşsızluk” olduğu
saptanacaktır. Böylesine kesin görüş bildirebilme
gücünü, bu konuda ta Freud’dan günümüze başarıyla
sonuçlandırılmış pek çok deneyim ve değerlendirmelerden
rahatlıkla alabiliyorum.
Bireyin
sosyolojik ve psikolojik gelişim ve olgunlaşma sürecinde,
en az genlerinde taşıdığı karakteristik özellikler
kadar önemli bir etkenin de çevresi olduğunu hepimiz
biliyoruz. Ancak çevre bireylerden, en önemlisi de
bireyin en yakınındakilerden, yani arkadaşlardan oluştuğuna
göre, insanı birey yapan, kişiliğini oluşturan temel
etkenlerden birisi olan arkadaş’ın, çok ciddi olarak
irdelenmesi gerekir. İnsanların gelişme ve kişilik
kazanma süreçlerinde, çevrelerinde birlikte oldukları
diğer insanların etkisinde kalmaları kesin ve kaçınılmazdır.
Böyle olunca da, insanların, kendi gelişim ve olgunlaşma
süreçlerinde, birlikte oldukları ve olacakları insanları,
yani “arkadaş”larını titizlikle seçmek durumundadırlar.
Bu süreçte en zoru, özellikle de gençlik döneminde,
bireylerin arkadaş seçmede genellikle istenç ve bilinç
dışı yönelimler sergilemeleridir. görülür. Planlı
ve bilinçli yönlendirme çabaları ise genelde pek sonuç
vermezler. Bu nedenle ilk arkadaş edinme yönelimleri,
bireyin birincil çevresinden ortak ilgi çemberinde
sonuçlanırlar. Bilinçsiz ve istenç dışı olan bu arkadaş
edinim yöntemi, ne yazık ki bireyin içsel oluşumlarını
doğrudan etkileyecek temel altyapıyı oluşturacak,
farklı bir bireyin oluşmasına zemin ve ortam hazırlayacaktır.
Bireylerarası
karşılıklı etkileşim süreci, olumlu – olumsuz her
iki yönde de bireyin iç dünyasında değişikliklere
yol açabilecektir. İnsanlar arasındaki karşılıklı
pozitif enerji yüklü ikili iyi ilişkiler, bireyleri
yakınlaşmaya götüreceği içindir ki her arkadaşlığın,
her dostluğun altyapısını karşılıklı yakınlık duymalar
oluşturur.
Aristoteles (N.E/8)’de şöyle der: //Her insan ilişkisinde
saklı olmayan karşılıklı yakınlık olur, birbirlerini
severler, neden ötürü birbirlerini seviyorlarsa, onla
ilgili olarak birbirleri için iyi şeyler isterler.
Demek bir yarardan ötürü birbirlerini sevenler kendileri
için değil, karşılıklı olarak kendilerine bir “iyi”
oluştuğundan ötürü severler. Haz’dan ötürü sevenler
için de bu böyle. Bir yarar nedeniyle sevenler, kendilerine
bir “iyi” geldiğinden ötürü seviyor, haz nedeniyle
sevenler de kendilerine bir “hoşluk” geldiği için;
sevilenin kendisinden ötürü değil, “yararlı” ya da
“hoş”tan ötürü. Bu tür dostluk ve arkadaşlıklar geçicidir;
çünkü sevilen kişi ne ise o olmasından ötürü değil,
ya bir “iyi” ya da bir “haz” sağladığı için seviliyor.
Böylesi dostluk ve arkadaşlıklar çabuk bozulur, çünkü
kişiler hep aynı kalmaz. Gençlerin dostluk ve arkadaşlığının
ise hazza bağlı olduğu görülür, onlar tutkuya göre
yaşar ve en çok kendileri için hazır bulunan hoş şeyi
ararlar. Ancak, iyi kişilerin ve erdeme uygun olarak
birbirine benzer kişilerin dostluk ve arkadaşlığı
en mükemmel olanıdır.// İyi kişilerin iyilerle, kötü
kişilerin kötülerle daha yakın ve daha kolay ilişki
kurabilecekleri dikkate alınırsa, tüm insanlar arasında
bir genelleme yapabiliriz: her birey, ancak kendi
içsel değerlerine yakın özellikler taşıyan ve eşit
frekanslarda düşünen ve algılayan bireylerle karşılıklı
yakın ilişki içinde olacak, arkadaşlık ya da dostluk
kurabilecektir.
İnsanlar
arasındaki her türden ikili ilişkinin oluşumu ve sürmesi
karşılıklı yararlara, aynı olguyu iyi ya da kötü yorumlamaya,
aynı “iyi”yi yakın çizgide algılamaya ve bir yanlışı
aynı çizgide eleştirmeye bağlıdır. Konu eleştiri olunca
da, bireyler arasındaki en can alıcı noktaya değinilmiş
olur! Kendisiyle barışık ve içsel değerlerinin bilincinde
olan birey, akılcı eleştiri yöntemiyle nesnel doğruya
yönelir.
Karl Popper (dibda) yapıtında eleştiriye şöyle yaklaşır:
//Akılcı eleştiri, özgül olmak zorundadır: özgül önermelerin
ya da varsayımların niçin yanlış veya özgül argümanların
neden geçersiz olabileceğini savlayan özgül gerekçeler
ileri sürmek zorundadır. Nesnel doğruya yaklaşma düşüncesinden
yola çıkmalı, kişisel olmamalıdır.// Bu görüşler,
özellikle arkadaşlar arası tüm ilişkilerde titizlikle
dikkate alınmalıdır. Çünkü konulara bireysel yaklaşımlar,
hele diretmeler, arkadaşlığa, dostluğa, ikili tüm
ilişkilere zarar verecektir. Nesnel doğrulara yönelme
bir ortak değer olarak alınırsa, herhangi bir durum
değerlendirmesinde çelişkiler ya da tutarsızlıklar
yaşanmayacaktır.
Her
ikili ilişkinin gerçek bir arkadaşlığa ya da dostluğa
dönüşmesi herzaman olası değildir. Gerçek bir arkadaşa
sahip olmanın değerini ancak gerçek bir arkadaşa sahip
olanlar; ya da tam tersi: yanlış arkadaşlıklar yaşamış
olanlar bilebilir! Voltaire, “yaşam, insanlara arkadaşlıktan
daha büyük bir armağan veremez” derken, bu görüşü
vurgular. İyi bir arkadaşa sahip olmayanın bunun önemini
algılayabilmesi zordur. İnsan, en yakın çevresinde,
anne-baba, eş-çocuk, kardeş olgularını genelde yaşasa
da, bu çok bilinen ve basite indirgenmiş gibi algılanan
ikili ilişkilede bile çoğu zaman algılama yanılmaları
yaşamakta ve neyi nereye koyacağını bilemeyebilmektedir.
Bu temel ikili ilişkilerden çok daha farklı bir ilişkidir
arkadaşlık! Sorumluluk, iyi’yi paylaşım ve haz duyguları
çeşitli olmakla birlikte gerçek bir arkadaşın, bireyin
iç dünyasına yansıtabilecekleri ve kazandırabilecekleri
çok daha somut bir değer olabilecek, bireyin, arkadaşından
bu etkileşim sonunda tümüyle farklı bir insan ortaya
çıkabilecektir.
İyi bir arkadaşın sana verdiklerinden daha fazlasını
sen ona verebilmelisin. Vermezsen, o, sana iyi arkadaş
olana haksızlık edersin. Çünkü gerçek arkadaşlığın
gereği ölçüyle yapılmaz. Arkadaşlığın bilincinde olan
ve gereklerini umarsızca yerine getiren bir insana,
karşılıklı yarar düşüncesinin çok ötesinde duygular
beslenmelidir. Gerçek arkadaşlık bilinci, karşılıklı
tutum, ilgi, sevgi ve davranışların herhangi bir ölçüsünün
olmamasını gerektirir. Tek ve en önemli gereklilik,
ikili yakın ilişkilerde bireylerin birbirlerine inanmaları,
yaşamlarının ve düşünce sistemlerinin her aşamasında
bunun bilincinde olmalarıdır. Çünkü gerçekten inandığınız,
güvendiğiniz ve sevdiğiniz bir insan hakkında herhangi
bir yanlış şey düşünemezsiniz. Eğer herhangi bir konuda,
herhangi bir koşulda yakın bir arkadaşınıza bu üç
önemli ögeden; inanmak, güvenmek ve sevmek’den bir
tekinde bile burukluk ya da eksiklikler yaşıyorsanız,
bu ilişkinin gerçek bir arkadaşlık olduğunu söyleyemezsiniz.
İnsanların ikili ilişkilerinde aranan, özlenen en
önemli ögeler bunlar değil midir? İnanmak, güvenmek,
sevmek.. “Arkadaşım” dediğimiz bireyleri zaman zaman
bu üç soruluk testden geçirmemiz gerekir: /İnanıyor
musun, güveniyor musun, seviyor musun?/ Tabii ki bu
soruları salt sözle, öylesine değil, bilinçli olarak,
yaşanılmış olayların ışığında ve gerçekliğinde değerlendirmek
gerekir! Eğer hiç çekinmeden bu üç soruya da “evet,
şüphesiz” yanıtını kolaylıkla verebiliyorsanız, başka
da hiçbir şeyle düşüncelerinizi bulandırmayın ve “O”
arkadaşınıza sıkı sıkı sarılın ve de sakın bırakmayın..
Arkadaşa
duyulan sevgi, diğer tüm sevgileri içermelidir; anne
gibi saygıyla, çocuk gibi şefkatle, sevgili gibi aşkla
sevmelidir. Arkadaşınıza gerçekten inanıyor ve güveniyorsanız,
kesinlikle bilinmeli ki, temelinde “sevgi” olmayan
hiçbir ikili ilişki taraflara gerçek arkadaşlık hazzını
yaşatamaz. Ticaret amaçlı ortaklıklar da bir çeşit
bireyler arası ikili ilişkidir ve karşılıklı çıkar
esasına dayanır ama arkadaşlıktaki gibi duygusallık
ve sevgi unsurları aranmaz. İnsanlar arasında yakınlaşma,
ancak benzerliklerle başlayabilmektedir: aynı futbol
takımını tutma, aynı işyerinde çalışma, aynı hobilerden
hoşlanma, aynı okula gitme gibi.. Bu benzerlik temelli
yakınlaşmalar, zamanla inanmak ve güvenmekle de perçinleşir.
Arkadaşlık ilişkisi ne denli ileri boyutlara ulaşsa
da, en önemli temel koşul, “temiz bir sevgi” olacaktır.
Temiz sevgi; hiçbir art duygu ve düşünceyle kirletilmemiş
olanıdır. Bu temizliğin ölçüsünü ise bize yaşam ve
yaşadığımız gerçekler gösterecektir. Bu somut değerlendirmeyi
yapabilecek yeterlik ve olgunlukta olamayan bireylerin,
yaşadıklarını İKİ KEZ DÜŞÜNMEK, değerlendirmek zorundadırlar.
Gerçek bir arkadaşa duyulan sevginin boyutu gerçekten
farklı olmalıdır: değişik koşullara göre, gerektiğinde
ciddi bir saygıyla (belki anneniz ya da babanız gibi..),
gerektiğinde gerçek bir şefkatle (belki çocuğunuz
ya da küçük kardeşiniz gibi..), gerektiğinde de yoğun
bir duygusallıkla (belki aşkla, belki de sevgilinize
duyduğunuz yoğun duygusallıkla..) sevebilmeniz gerek
gerçek arkadaşınızı! Buna gücünüz olmalı, olabilmeli!
Böyle olmayan bir arkadaşlığın uzun sürmesi beklenemez.
İnsanları
birbirlerine yakınlaştıran “benzerlik”, ama birlikte
tutan “yenilik”tir. Bilgili olun, uyarıcı olun, coşku
verici olun, yeni düşünceler paylaşın, büyüyün, gelişin!
Bu sözler Leo Buscaglia’nın. Çok önemli ve değerli
saptamalar bunlar. Düşünelim ve arkadaşlarımızı şöyle
bir anımsayalım! Tümü, bir veya birkaç benzeşme temellidir:
ya aynı okula gitmekten, ya maçlarda taraftarlıktan
ya da ortak hobilerden.. Ama mutlaka bir benzer noktanız
vardır. Bu sadece başlangıç için yeterli olabilecektir.
Ya sonra? Ne zamana dek sürecek bu benzerlikleriniz;
bir yıl sonra, beş yıl sonra da aynı şeylerden zevk
alıyor olacak mısınız? Birlikteliğin sürmesi ancak
yeni ortak noktalar, yeni ortak benzerlikler bulunmasına
bağlıdır. Bir arkadaşınızla olan yakınlığınızı, birlikteliğinizi
ancak ortak ve benzer yeniliklerle sürdürebilirsiniz.
Tarafların ortak zevk almadıkları konuların “bir”
olması önemsiz; “iki” olması düşündürücü; “üç ya da
daha fazla” olması arkadaşlığın geleceği ve gerçekliği
açısından kaygı verici olmalıdır! Bunun için de Leo’nun
dediği gibi bilgili olunmalı, uyarıcı olunmalı, coşku
verici olunmalı, yeni düşünceler oluşturulup paylaşılmalı!
Bunları düşünmek bile arkadaşlık olgusu için heyecan
vericidir. Siz bir de bu söylenenlerin: bilgili olmanın,
uyarıcı olmanın, coşku verici olmanın, yeni düşünceler
oluşturma ve paylaşmanın arkadaşların ikisinde de
hedef olarak alındığını, bu çaba içinde olunduğunu
ve de en önemlisi yaşama geçirilebildiğini düşünün!
Biter mi bu arkadaşlık? Kesinlikle hayır, çünkü arkadaşlık
olgusu sürekli yeniliklerle beslenince ölümsüzleşir,
ve inanın, bireylerin ölümünden sonra bile yıllarca
o gerçek arkadaşlık dillerden düşmeyecek ve pek çok
insana da örnek olacaktır.
Nasıl
bir arkadaşımızın olmasını istiyorsak, düşünmeli,
arkadaşımızda var olmasını istediğimiz özelliklerin
kendimizde de olması gerektiğini; bize ne vermesini,
ne kazandırmasını istiyorsak, bizim de en az o denli
verici olmamız gerekeceğini; ne denli sıcaklık istiyorsak,
bizim de en az o kadar sıcak olmamızın önemli bir
önkoşul olacağını bilmeli ve tüm bunları benliğimizin
bir parçası olarak yaşamlarımıza geçirmeliyiz. Doğaldır
ki, taraflar aynı düşünceleri paylaşmalı ve biribirine
yakın çizgide verici olmalıdırlar, yoksa tek taraflı
iyimser düşünce ve inanışlar arkadaşlık ilişkisini
sürdürmeye yetmeyecek ve ilişki tartışılır olacaktır.
Ancak bu şekilde gerçek arkadaşlar edinebiliriz. Böylesi
arkadaşlarımızın da değerini gerçekten, ama gerçekten
bilmeliyiz, bilmek zorundayız, en azından kendimiz
için, en önemlisi de sevgi dolu bir dünyanın temelleri
için.
Arayanı olmayandan arkadaş olmaz.
Bir arkadaşınla paylaştıklarının oranı,
doğru orantılı olarak arkadaşlığın samimiyet derecesini
gösterir.
Duygu, erdem ve özveri yüklü arkadaşlık kardeşlikten
ileridir,
çünkü çoğu kardeşte bunları bulamazsınız.
Mahmut
Özturan
Haziran, 2002
|