D
E N E Y İ M
Deneyim,
olası hatalara karşı aşılanmadır.
Duyu
organları aracılığıyla dışarıdan, duygular yoluyla
içeriden elde edilen bilgiler..
Yetişkin
bir kimse, hem başkalarının vardığı sonuçlarla ikinci
elden, hem de kendi yaşadıklarından edindiği birikimle
birinci elden deneyim kazanır. Belli bir zamanda edinilmiş
tek bir izlenim, deneyim sayılmaz; deneyimin geçmişte
yaşanmış ancak hala ilgili kimsenin belleğinde canlı
kalmış bir dizi olay olması ve bunların gerçek bir
durumla ilişkisi olması beklenir. Deneyim, genellikle
içsel ve dışsal olmak üzere iki kümede toplanarak
ele alınır. İçsel deneyim, söz konusu kimsenin kendi
zihinsel olaylarıyla ilgilidir; dışsal deneyim ise
o kimsenin bilincinden ayrı düşünülür.
Platon,
algılarımızın güvenilmezliğinden hareket ederek, deneyimlerimizin
bizleri yanıltabileceğini vurgulamıştır. Ancak çağdaş
felsefe akımlarından “doğrudan gerçekçiliğe” bağlı
kimi düşünürler, “nesneler tam olarak bize göründükleri
gibidirler” düşüncesini savunduklarından, deneyim
bilgisine güvenirler. Deneyciler, deneyimi bütünüyle
zihinsel diye nitelerlerken renk, koku, tat, ses gibi
ikincil nitelikler söz konusu olduğunda bireysel yorumun
başladığını vurgularlar. Usçular ise, gelişkin deneyimin,
karşıımızda duran şeylerin yorumlanmasından çok, apriori
(hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup
ortaya konan şey) olarak ustan geldiğini savunurlar;
onlara göre deneyim ancak mantık aracılığıyla anlaşılabilir.(103)
Deneyim,
özneyle dış dünyadaki varlıklar arasındaki bağıntı
ya da karşılıklı etkiye, ne salt öznel, ne de salt
nesnel olan bir şey olarak, canlı organizma ile çevresi
arasındaki ilişkişdir. Buna göre deneyim, bu iki unsur
arasındaki karşılıklı bir etkileşme işlemidir. Bu
çerçeve içinde deneyimleyen zihin, herhangi ya da
sıradan bir şey olmayıp, etkin, seçici ve araştırıcı
bir varlıktır. Öte yandan deneyimde, dış dünya, üzerinde
soruşturma yapılan, etkin bir biçimde işlenen bir
dünyadır. Farklı alanların ya da çok çeşitli nesnelerin
varlığı dikkate alındığında, estetik, etik ve dinsel
deneyimlerden söz edilebilir. Söz konusu deneyimlere
neden olan, deneyimin konusunu oluşturan gerçekliğin
zihindeki, herkes tarafından gözlemlenebilir olmayan,
yalnızca algılayan özneye açık olan yansısına da “deneyim
içeriği” denir. (100)
Deneyim
dışı bilginin gerçekliği.
Kant,
deneyime dayanmayan bilginin söz konusu olamayacağını,
bu tür bir bilgi söz konusu olduğu takdirde, bunun
anlamsız ve temelsiz olduğunu, ona kuşkuyla bakılması
gerektiğini savunur ki bu, ”deneyim-dışı bilgiye ilişkin
kuşkuculuk = Septisizm” olarak bilinir. Kant’a göre,
biz, deneyimdeki şeylere, belli bir düzen ve birleşim
içinde şekil almış, form kazanmış varlıklar olarak
işaret ederiz. Öyleyse, deneyim adı verilen şey, insan
varlığının dış dünyadan aldığı gereçlere ilişkin bir
yorumdan başka hiçbir şey değildir. Bu yorumda, insan
varlığı bu gereci düzenlemek üzere belli bir yapıyı
kullanır. Buna göre, dış dünyayı algılayan kişinin,
pasif bir biçimde aldığı şey, deneyimin gereci ya
da ham maddesidir. İnsanın buna eklediği, dolayısıyla
asıl deneyimi olası kılan şey, bu gerecin alacağı
biçim, form ya da düzendir. Örneğin, insan varlığı
mekanda varolan şeyler olarak renkli cisimleri görür.
Burada renkli cisim ham madde, mekanda yer alma özelliği
ise, ham maddeye insan tarafından eklenen formdur.
Aynı şekilde zaman, nicelik, neden gibi şeyleri de
nesneye ekleyen, bilen ve etkin bir rol oynayan öznedir.
Bununla birlikte, Kant’a göre, kimi yeti ve yeteneklerle
donatılmış olan, onlardan başkasına sahip olmayan
özne, ancak olası deneyimde algılayabileceği şeylerin
bilgisine sahip olabilir. Bilgi, bir yönüyle dış dünyadan
gelen ham madde ya da gereçten, bir yönüyle de insanın
bu ham maddeye yaptığı katkı, getirdiği yorumdan oluşuyorsa,
insan kendisine deneyimde verilmemiş olan ham maddeyi
yaratamayacağı ve kendi gücünü aşamayacağı için, deneysel
gerecin olmadığı yerde, bilgi olamaz. Bu ise, insanın
gerçekliği yalnızca kendi bilinçli deneyimine yansıdığı
şekliyle bilebildiği, gerçekliğin bizzat kendisi bakımından
ne olduğunu bilemediği anlamına gelir. Tanrı ve ölümsüzlük
gibi gerçekler, her türden olası deneyimin dışında
kaldığı için, bilginin konusu olamaz. İnsan, deneyimdışı
bir yapıda olan şeyler, deneyime konu olamayan varlıklar,
yani gerçekliğin kendisi üzerine akıl yürütme çabalarına
girişir girişmez, aynı ölçüde akla uygun görünen kanıtlarla
birbirlerine tümüyle çelişik olan görüşleri savunma
durumuna düşer. Öyleyse deneyimdışı bilgiden söz edilemez.
Deneyim
ve Felsefe
Ampirisizm
ve Sansüalizme göre deneyim, bütün bilginin kaynağıdır.
Materyalizm, bilinçten bağımsız deneyimin dışsal,
objektif kaynağını kabul eder. Premarksist materyalizm,
deneyimi, dış dünyaya ilişkin pasif bir algının sonucundan
ibaret olarak görür. Fakat duyumsal deneyim, tek başına,
evrensel ve zorunlu bilgiyi vermez; o, objektif dünyanın
fenomenlerinin dışsal, yüzeysel yanını yakalayabilir
sadece. Deneyim kavramının yorumunda gözlemci materyalizmin
yanılgılarına bir reaksiyon olarak, burada bir yandan
rasyonalizm, öte yandan da deneyime ilişkin öznel
idealist ve agnostik anlayış ortaya çıktı. Öznel ve
idealistik anlayış, deneyimi, öznenin bilincinin çeşitli
durumlarına (heyecanlar, duyumlar, algılar, düşünüşün
teorik yapıları) indirger, onun kaynağını ya görmezden
gelir ya da ilkede bilinemez olarak ilan eder. Materyalizmin
geleneklerini sürdüren Marksizm, deneyimin yorumlanışında
gözlemciliği görmezlikten gelir. Deneyimi objektif
gerçekliğe oranla ikincil olarak kabul ederek, Marksizm,
onu bilincin pasif içeriği olarak değil, fakat insanın
dış dünya üzerindeki pratiksel aksiyonu olarak tanımlar.
Bu aksiyon sürecinde fenomenlerin zorunlu bağıntıları,
özellikleri ve yasaları keşfedilir, rasyonel aktivite
yöntem ve araçları bulunur ve sınanır. Böylece, deneyim,
hem sosyal özne ile dış dünyanın bir karşılıklı aksiyonu
olarak hem de bu karşılıklı aksiyonun ürünü olarak
anlaşılmış olmaktadır. Böyle bir anlayış içinde deneyim,
toplumun pratik aktivitesinin genel bütünüyle biribirine
katıştırılmıştır. Deneyim, bilimi zenginleştirmeye
ve teori ve pratiği geliştirmeye yarayan bir araçtır.
(101)
Deneyim
ve Yaşam.
Bireyin
geçmişinde yaşadıklarından ders alması-ders çıkarması
gereken olaylarla oluşturduğu ve bireyin geleceğini
belirli bir oranda etkileme gücü olan oluşmuş bilgiler
bir anlamda deneyimin temelini oluştururlar. Deneyim,
bireyin geçmişteki bilinçli dönemlerinde yaşadıklarından
geleceği için çıkardığı derslerdir: öğüt nitelikli
bilgi kazanımları, bilgelik kazanımları gibi. Birey,
yaşadıklarını bir zaman sonra farklı açılardan gözlemleme
ve değerlendirme-yorumlamaları sonucunda, belirli
bir süre –olgunlaşma sürecini yaşama geçirme- sonrasında
kazanımlarını objektif, gerçekçi, akılcı irdeleme
ve analizlerinden çıkardıkları geleceğe öğütler deneyimdir.
Akılcı birey, yaşadığı her olaydan bir ders çıkarabilme
yetisine sahiptir. Çıkardığı bu dersler, gerek kendisi,
gerekse diğer insanlar için, onların yaşamları için
yararlanılacak birer ders ve öğüt niteliği taşırlar.
Bu tür yaşanılan olayların “deneyim” niteliğine ulaşabilmesi
için en önemli koşul, bireyin geçmişte yaşadıklarını
akılcı bir analizle değerlendirebilmesidir. Her birey,
yaşadığı olumlu-olumsuz, iyi-kötü... her olayı gelecek
için bir deneyime dönüştüremez. Temel değerlere karşıt
eylemlerin yaşanması ve bu yaşananların sonrasında
doğru olanın düşünülerek –ya da yaşanarak- anlaşılması,
bireyi deneyim kazanmaya - edinmeye götürecektir.
Aynı “deneyim kazanma süreci”ni her birey yaşar ama,
her birey bu süreci geleceği için yararlı bir deneyime
dönüştüremez. Deneyimin insan yaşamına kazandırması
olası değer ve katkıların varlığı tartışılmaz bir
gerçektir. Buna “genel doğru” olarak hep inanılır
ama, akılcı düşünmeyi tam bilemeyen insanlarca, önceden
sebep-sonuç ilişkisiyle edinilmiş deneyimlere genelde
saygı duyulmaz. Zordur doğal olarak, bir başkasının
yaşadıklarını gerçek deneyim olarak kabullenmek; bireyin
kendi yaşadıklarını bile kimi zaman irdelemede zorluk
çektiği bilinirken, bir başkasının deneyimlerine inanmak
kolay olmamaktadır. Belki inanılsa bile, kendi yaşamlarına
inanarak uyarlamaları zor olacaktır. Oysa en önemli
nokta da burasıdır ki; her insan, tüm deneyimleri
bizzat kendisi yaşayarak öğrenecek kadar uzun yaşayamamaktadır,
ve sonuç olarak başka yaşamlarda yaşanılarak edinilmiş-kazanılmış
deneyimlere de gereksinim duyulacaktır. Deneyimin
insan yaşamındaki yeri ve önemi tartışılmazdır. Temel
yaşam öğretisine hep olumlu bir katkıdır yaşanılarak
edinilmiş bilgi nitelikli deneyimler. Ancak, edinilmiş
deneyimlerin, sebep-sonuç ilişkisiyle bilinmesi, anlatılması
ve inandırıcı olması da gereklidir.
Deneyimli
olmak; yanlışlar yaşamış olmak, hatalar yapmış olmaktır.
Geçmişteki karar ve uygulamaları, bireyi yanlışlara-hatalara
götürmemişse, hep güzelliklere götrmüşse, böylesi
bir yaşamın her karesi, diğer insanlar için ciddi
ve örnek birer deneyimdirler; bilgi içerikli birer
öğretidirler. Yapılan bir hatadan çıkarılan akılcı
bir ders, bir deneyimdir. Ancak aynı hatayı birkaç
kez yinelemesine rağmen, bireyin akılcı analiz yapamayarak
yaşadığı hata tekrarları, bireyi, akılcı analiz yapamayan
zavallılığa götürür. Aynı konuda yapılan ikinci hata,
yaşadıklarından ders çıkaramadığından, bireyin akılcı
yaşamdan uzaklığının göstergesidir. Deneyim olgusunun
tümel yaşama katkısı, insanın hata yapma olasılığının
oranı değerindedir.
Halk
arasında bir deyiş olarak kullanılan “deneyimli insanlardan
yararlanmak gerekir” sözünün ciddi bir analizi, bizi
ilginç noktalara götürür. “Deneyimli” dediğimiz birey,
aslında geçmişinde hatalar yapmış ama bu hatalarının
sonunda doğruyu öğrenmiş, doğruyu tanımış birey demektir.
Ama “deneyimsiz birey” derken, sanki o bireyi “güvenilmez-yetersiz-az
bilgili” gibi algılarız. “Deneyimsiz”i, “geçmişinde
hata yapmamış birey” olarak – ya da – “hata yaparak
doğruya ulaşmamış birey” olarak aldığımızda, ilginç
bir tabloyla karşılaşmış oluruz: Geçmişinde hata yapmış
–ama sonra doğruyu bulmuş- birey mi; yoksa, geçmişinde
hiç hata yapmamış –dolayısıyla da sonradan(!) doğruyu
bulmamış- birey mi inanılır yada güvenilir olarak
alınmalıdır? Bireylerin, geçmişlerinde ne denli hatalar
yaptıklarını ya da ne denli doğru karar ve uygulamaları
olduğunu objektif ve gerçekçi olarak bilebilmemiz,
ve bunun sonucunda gerçek deneyimleri tam olarak anlamamız
ve kabullenmemiz ne denli olasıdır?
Deneyim,
hatalara karşı aşılanmadır.
Deneyim,
geçmişteki hataların ışığında, bir daha hata yapmama
gücü – yetisinin kazanılmış olması durumudur; bir
anlamda hatalara karşı aşılanmadır. İnsanlara yapılan
aşılarla, bilinçli olarak ilgili hastalığın mikrobu
verilir ki, sonradan o aynı mikropla karşılaştığında,
vücut gerekli ön tanışmasını yapmış, tanımış ve gerekli
ön korunma sistemini kurmuş olabilsin. İnsanların
yaşamlarında yaptıkları hatalardan sonra, yaptıkları
hatalardan hareketle doğrular bulmaları, sonraki yaşam
süreçlerinde yapma olasılığı olan hatalara karşı bir
anlamda aşılanmış ve korumaya alınmış oluyorlarki
biz buna “deneyim” diyoruz.
Geçmişinde
hiç hata yapmadığı için her an hata yapabilir konumda
olan insan mı, yoksa geçmişinde yaptığı hataların
yardımıyla bulduğu doğruların ışığında, gelecekteki
yaşantısında daha az hata yapma olasılığı olan insan
mı? Böylesi bir soruyla karşılaşıldığında bireyin
düşünce sistemi bir kaos yaşayacaktır. Çünkü, gelecek
yaşantımızda hatalara karşı “aşılanmış” olmamız için
ille de hata mı yapmış olmamız gerekiyor? Birey, hata
yapmadan da doğru bir yaşam süremez mi? Geçmişinde
hata yapmamış insanı “olumsuz” gibi mi görmemiz gerekir?!
Burada yapılan hatalara bir artı değer yüklenmiş olmuyor
mu? Düşünsel analizlerimiz bizleri değişik kaoslara
sürükleyebilecektir.
Yaşamda
hata yapmadan deneyim kazanmak da olasıdır. Bireyin
ille de yaşamında hatalar yapmış olması gerekmez deneyimler
kazanabilmesi için. Birey, gerek kendi özel yaşamını,
gerekse çevresindeki yaşamları irdeleme-yorumlamada
iyi, ama çok iyi bir objektif gözlemci olabilirse,
bu objektif gözlemlerinin sonucunda da deneyimler
kazanması kesinlikle olasıdır. Nasıl mı? Ateşin yakıcı
olduğunu anlamak için ille de dokunmamız gerekmez:
eline ateşi alan –ya da ateşe dokunan- bir hata yaparak,
elinin yanması sonucunda, deneyim kazanmış olarak
“ateşin yakıcı olduğunu” anlayacaktır. Ama bu birey,
eğer iyi bir gözlemci olabilseydi, konunun bilimsel
açılımını bilemese bile, çevresinde olan-biten olayları
iyi bir gözlemci olarak izleyebilse, tanık olabilseydi,
kendi elini yakmadan da “ateşin yakıcılığını” anlayabilecekti.
Sonuç olarak, deneyim kazanmak için ille de hatalar
yapmış olmak gerekmiyor. Doğaldır ki, bu objektif
gözlemcilikle ya da akılcı irdelemelerle kazanılan-edinilen
deneyimler, ancak yaşamın gerçeklerini ve doğrularını
doğru algılayabilen bireylerce olasıdır. Yoksa her
bireyin, çevresini gözlemleyerek “deneyimli” (ya da
hatalara aşılı) bir insan konumuna gelmesi pek de
kolay olamamaktadır.
Deneyimin,
yaşamın her konusunda olabilmesi olanaksız ya da çok
zordur. Çünkü deneyim, bireyler için sınırlıdır ve
ancak yaşanmış ya da doğru algılanmış- irdelenmiş
konular için geçerlidir. Genel anlamda “deneyimli
insan” demek, tüm alanları içerdiği anlamıyla denmek
isteniyorsa genelde yanlıştır, ama kesinlikle yok
ya da olanaksız da değildir. Ama belirli bir konu
için alınması daha kolaydır ve daha sıkça karşılaşılır.
Örneğin, “deneyimli sürücü” dendiğinde bilinir ki,
ya yaptığı hatalarla doğruları öğrenmiş ve doğruları
bilen iyi sürücü; ya da, çok uzun yıllar sürücülüğüne
rağmen hiç hata-yanlış yapmamış ve bu alanda uzman
olmuş iyi bir sürücü olarak kabul edilir.
Tümel
yaşamı, genel anlamda insanlığı etkileyebilecek nitelikli
edinilmiş deneyimlerin genele duyurulması bir insanlık
borcudur. Kazanılmış önemli bir -yaşamsal değere sahip-
deneyim, nice yaşamlar kurtarabilecek, tümel yaşamın
varlığı ve sürekliliğine bile olumlu katkılarda bulunabilecektir.
Bireyler, deneyimlerini, kendi bireysel yaşam ölçütlerine
göre değil, tüm insanlık açısından, genel anlamda
değerlendirebilmeli, bir deneyimin değerini, genel
insanlık boyutunda –boyutuyla- değerlendirebilmeli,
irdeleyebilmeli ve insanlığın yararına sunmalıdır.
Her
deneyim bir değerdir.
Her
deneyimin bir değer olduğu ya da en azından olabileceği
her birey tarafından kabul edilmeli, edinilen ve basit
gibi görünen bir deneyim bile küçük görülmemelidir.
Çünkü, bazen bir bireyin yaşamı algılama ve yorumlama
ölçütlerine göre basit olan, sıradan olan herhangi
bir konudaki deneyim, bir başka birey için çok daha
fazla değere sahip olabilecek ve hatta belkide, yaşamsal
önem bile taşıyabilecektir.
Deneyimler, insanları iyiye götüren yardımcı değerlerdir.
Deneyim,
yaşanması olası güzelliklere götüren bilgidir.
Yaşam
bilgeliği,
düşünsel analizlerle kazanılan deneyimlerin yardımıyla
güzellikler yaşamak ve yaşatabilmektir.
Mahmut Özturan
Aralık, 2003
|