Mahmut Özturan ile Felsefe Sohbetleri

   FELSEFE YAZILARIM  

D E N E Y İ M

Deneyim, olası hatalara karşı aşılanmadır.

Duyu organları aracılığıyla dışarıdan, duygular yoluyla içeriden elde edilen bilgiler..

Yetişkin bir kimse, hem başkalarının vardığı sonuçlarla ikinci elden, hem de kendi yaşadıklarından edindiği birikimle birinci elden deneyim kazanır. Belli bir zamanda edinilmiş tek bir izlenim, deneyim sayılmaz; deneyimin geçmişte yaşanmış ancak hala ilgili kimsenin belleğinde canlı kalmış bir dizi olay olması ve bunların gerçek bir durumla ilişkisi olması beklenir. Deneyim, genellikle içsel ve dışsal olmak üzere iki kümede toplanarak ele alınır. İçsel deneyim, söz konusu kimsenin kendi zihinsel olaylarıyla ilgilidir; dışsal deneyim ise o kimsenin bilincinden ayrı düşünülür.

Platon, algılarımızın güvenilmezliğinden hareket ederek, deneyimlerimizin bizleri yanıltabileceğini vurgulamıştır. Ancak çağdaş felsefe akımlarından “doğrudan gerçekçiliğe” bağlı kimi düşünürler, “nesneler tam olarak bize göründükleri gibidirler” düşüncesini savunduklarından, deneyim bilgisine güvenirler. Deneyciler, deneyimi bütünüyle zihinsel diye nitelerlerken renk, koku, tat, ses gibi ikincil nitelikler söz konusu olduğunda bireysel yorumun başladığını vurgularlar. Usçular ise, gelişkin deneyimin, karşıımızda duran şeylerin yorumlanmasından çok, apriori (hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan şey) olarak ustan geldiğini savunurlar; onlara göre deneyim ancak mantık aracılığıyla anlaşılabilir.(103)

Deneyim, özneyle dış dünyadaki varlıklar arasındaki bağıntı ya da karşılıklı etkiye, ne salt öznel, ne de salt nesnel olan bir şey olarak, canlı organizma ile çevresi arasındaki ilişkişdir. Buna göre deneyim, bu iki unsur arasındaki karşılıklı bir etkileşme işlemidir. Bu çerçeve içinde deneyimleyen zihin, herhangi ya da sıradan bir şey olmayıp, etkin, seçici ve araştırıcı bir varlıktır. Öte yandan deneyimde, dış dünya, üzerinde soruşturma yapılan, etkin bir biçimde işlenen bir dünyadır. Farklı alanların ya da çok çeşitli nesnelerin varlığı dikkate alındığında, estetik, etik ve dinsel deneyimlerden söz edilebilir. Söz konusu deneyimlere neden olan, deneyimin konusunu oluşturan gerçekliğin zihindeki, herkes tarafından gözlemlenebilir olmayan, yalnızca algılayan özneye açık olan yansısına da “deneyim içeriği” denir. (100)

Deneyim dışı bilginin gerçekliği.

Kant, deneyime dayanmayan bilginin söz konusu olamayacağını, bu tür bir bilgi söz konusu olduğu takdirde, bunun anlamsız ve temelsiz olduğunu, ona kuşkuyla bakılması gerektiğini savunur ki bu, ”deneyim-dışı bilgiye ilişkin kuşkuculuk = Septisizm” olarak bilinir. Kant’a göre, biz, deneyimdeki şeylere, belli bir düzen ve birleşim içinde şekil almış, form kazanmış varlıklar olarak işaret ederiz. Öyleyse, deneyim adı verilen şey, insan varlığının dış dünyadan aldığı gereçlere ilişkin bir yorumdan başka hiçbir şey değildir. Bu yorumda, insan varlığı bu gereci düzenlemek üzere belli bir yapıyı kullanır. Buna göre, dış dünyayı algılayan kişinin, pasif bir biçimde aldığı şey, deneyimin gereci ya da ham maddesidir. İnsanın buna eklediği, dolayısıyla asıl deneyimi olası kılan şey, bu gerecin alacağı biçim, form ya da düzendir. Örneğin, insan varlığı mekanda varolan şeyler olarak renkli cisimleri görür. Burada renkli cisim ham madde, mekanda yer alma özelliği ise, ham maddeye insan tarafından eklenen formdur. Aynı şekilde zaman, nicelik, neden gibi şeyleri de nesneye ekleyen, bilen ve etkin bir rol oynayan öznedir. Bununla birlikte, Kant’a göre, kimi yeti ve yeteneklerle donatılmış olan, onlardan başkasına sahip olmayan özne, ancak olası deneyimde algılayabileceği şeylerin bilgisine sahip olabilir. Bilgi, bir yönüyle dış dünyadan gelen ham madde ya da gereçten, bir yönüyle de insanın bu ham maddeye yaptığı katkı, getirdiği yorumdan oluşuyorsa, insan kendisine deneyimde verilmemiş olan ham maddeyi yaratamayacağı ve kendi gücünü aşamayacağı için, deneysel gerecin olmadığı yerde, bilgi olamaz. Bu ise, insanın gerçekliği yalnızca kendi bilinçli deneyimine yansıdığı şekliyle bilebildiği, gerçekliğin bizzat kendisi bakımından ne olduğunu bilemediği anlamına gelir. Tanrı ve ölümsüzlük gibi gerçekler, her türden olası deneyimin dışında kaldığı için, bilginin konusu olamaz. İnsan, deneyimdışı bir yapıda olan şeyler, deneyime konu olamayan varlıklar, yani gerçekliğin kendisi üzerine akıl yürütme çabalarına girişir girişmez, aynı ölçüde akla uygun görünen kanıtlarla birbirlerine tümüyle çelişik olan görüşleri savunma durumuna düşer. Öyleyse deneyimdışı bilgiden söz edilemez.

Deneyim ve Felsefe

Ampirisizm ve Sansüalizme göre deneyim, bütün bilginin kaynağıdır. Materyalizm, bilinçten bağımsız deneyimin dışsal, objektif kaynağını kabul eder. Premarksist materyalizm, deneyimi, dış dünyaya ilişkin pasif bir algının sonucundan ibaret olarak görür. Fakat duyumsal deneyim, tek başına, evrensel ve zorunlu bilgiyi vermez; o, objektif dünyanın fenomenlerinin dışsal, yüzeysel yanını yakalayabilir sadece. Deneyim kavramının yorumunda gözlemci materyalizmin yanılgılarına bir reaksiyon olarak, burada bir yandan rasyonalizm, öte yandan da deneyime ilişkin öznel idealist ve agnostik anlayış ortaya çıktı. Öznel ve idealistik anlayış, deneyimi, öznenin bilincinin çeşitli durumlarına (heyecanlar, duyumlar, algılar, düşünüşün teorik yapıları) indirger, onun kaynağını ya görmezden gelir ya da ilkede bilinemez olarak ilan eder. Materyalizmin geleneklerini sürdüren Marksizm, deneyimin yorumlanışında gözlemciliği görmezlikten gelir. Deneyimi objektif gerçekliğe oranla ikincil olarak kabul ederek, Marksizm, onu bilincin pasif içeriği olarak değil, fakat insanın dış dünya üzerindeki pratiksel aksiyonu olarak tanımlar. Bu aksiyon sürecinde fenomenlerin zorunlu bağıntıları, özellikleri ve yasaları keşfedilir, rasyonel aktivite yöntem ve araçları bulunur ve sınanır. Böylece, deneyim, hem sosyal özne ile dış dünyanın bir karşılıklı aksiyonu olarak hem de bu karşılıklı aksiyonun ürünü olarak anlaşılmış olmaktadır. Böyle bir anlayış içinde deneyim, toplumun pratik aktivitesinin genel bütünüyle biribirine katıştırılmıştır. Deneyim, bilimi zenginleştirmeye ve teori ve pratiği geliştirmeye yarayan bir araçtır. (101)

Deneyim ve Yaşam.

Bireyin geçmişinde yaşadıklarından ders alması-ders çıkarması gereken olaylarla oluşturduğu ve bireyin geleceğini belirli bir oranda etkileme gücü olan oluşmuş bilgiler bir anlamda deneyimin temelini oluştururlar. Deneyim, bireyin geçmişteki bilinçli dönemlerinde yaşadıklarından geleceği için çıkardığı derslerdir: öğüt nitelikli bilgi kazanımları, bilgelik kazanımları gibi. Birey, yaşadıklarını bir zaman sonra farklı açılardan gözlemleme ve değerlendirme-yorumlamaları sonucunda, belirli bir süre –olgunlaşma sürecini yaşama geçirme- sonrasında kazanımlarını objektif, gerçekçi, akılcı irdeleme ve analizlerinden çıkardıkları geleceğe öğütler deneyimdir. Akılcı birey, yaşadığı her olaydan bir ders çıkarabilme yetisine sahiptir. Çıkardığı bu dersler, gerek kendisi, gerekse diğer insanlar için, onların yaşamları için yararlanılacak birer ders ve öğüt niteliği taşırlar. Bu tür yaşanılan olayların “deneyim” niteliğine ulaşabilmesi için en önemli koşul, bireyin geçmişte yaşadıklarını akılcı bir analizle değerlendirebilmesidir. Her birey, yaşadığı olumlu-olumsuz, iyi-kötü... her olayı gelecek için bir deneyime dönüştüremez. Temel değerlere karşıt eylemlerin yaşanması ve bu yaşananların sonrasında doğru olanın düşünülerek –ya da yaşanarak- anlaşılması, bireyi deneyim kazanmaya - edinmeye götürecektir. Aynı “deneyim kazanma süreci”ni her birey yaşar ama, her birey bu süreci geleceği için yararlı bir deneyime dönüştüremez. Deneyimin insan yaşamına kazandırması olası değer ve katkıların varlığı tartışılmaz bir gerçektir. Buna “genel doğru” olarak hep inanılır ama, akılcı düşünmeyi tam bilemeyen insanlarca, önceden sebep-sonuç ilişkisiyle edinilmiş deneyimlere genelde saygı duyulmaz. Zordur doğal olarak, bir başkasının yaşadıklarını gerçek deneyim olarak kabullenmek; bireyin kendi yaşadıklarını bile kimi zaman irdelemede zorluk çektiği bilinirken, bir başkasının deneyimlerine inanmak kolay olmamaktadır. Belki inanılsa bile, kendi yaşamlarına inanarak uyarlamaları zor olacaktır. Oysa en önemli nokta da burasıdır ki; her insan, tüm deneyimleri bizzat kendisi yaşayarak öğrenecek kadar uzun yaşayamamaktadır, ve sonuç olarak başka yaşamlarda yaşanılarak edinilmiş-kazanılmış deneyimlere de gereksinim duyulacaktır. Deneyimin insan yaşamındaki yeri ve önemi tartışılmazdır. Temel yaşam öğretisine hep olumlu bir katkıdır yaşanılarak edinilmiş bilgi nitelikli deneyimler. Ancak, edinilmiş deneyimlerin, sebep-sonuç ilişkisiyle bilinmesi, anlatılması ve inandırıcı olması da gereklidir.

Deneyimli olmak; yanlışlar yaşamış olmak, hatalar yapmış olmaktır. Geçmişteki karar ve uygulamaları, bireyi yanlışlara-hatalara götürmemişse, hep güzelliklere götrmüşse, böylesi bir yaşamın her karesi, diğer insanlar için ciddi ve örnek birer deneyimdirler; bilgi içerikli birer öğretidirler. Yapılan bir hatadan çıkarılan akılcı bir ders, bir deneyimdir. Ancak aynı hatayı birkaç kez yinelemesine rağmen, bireyin akılcı analiz yapamayarak yaşadığı hata tekrarları, bireyi, akılcı analiz yapamayan zavallılığa götürür. Aynı konuda yapılan ikinci hata, yaşadıklarından ders çıkaramadığından, bireyin akılcı yaşamdan uzaklığının göstergesidir. Deneyim olgusunun tümel yaşama katkısı, insanın hata yapma olasılığının oranı değerindedir.

Halk arasında bir deyiş olarak kullanılan “deneyimli insanlardan yararlanmak gerekir” sözünün ciddi bir analizi, bizi ilginç noktalara götürür. “Deneyimli” dediğimiz birey, aslında geçmişinde hatalar yapmış ama bu hatalarının sonunda doğruyu öğrenmiş, doğruyu tanımış birey demektir. Ama “deneyimsiz birey” derken, sanki o bireyi “güvenilmez-yetersiz-az bilgili” gibi algılarız. “Deneyimsiz”i, “geçmişinde hata yapmamış birey” olarak – ya da – “hata yaparak doğruya ulaşmamış birey” olarak aldığımızda, ilginç bir tabloyla karşılaşmış oluruz: Geçmişinde hata yapmış –ama sonra doğruyu bulmuş- birey mi; yoksa, geçmişinde hiç hata yapmamış –dolayısıyla da sonradan(!) doğruyu bulmamış- birey mi inanılır yada güvenilir olarak alınmalıdır? Bireylerin, geçmişlerinde ne denli hatalar yaptıklarını ya da ne denli doğru karar ve uygulamaları olduğunu objektif ve gerçekçi olarak bilebilmemiz, ve bunun sonucunda gerçek deneyimleri tam olarak anlamamız ve kabullenmemiz ne denli olasıdır?

Deneyim, hatalara karşı aşılanmadır.

Deneyim, geçmişteki hataların ışığında, bir daha hata yapmama gücü – yetisinin kazanılmış olması durumudur; bir anlamda hatalara karşı aşılanmadır. İnsanlara yapılan aşılarla, bilinçli olarak ilgili hastalığın mikrobu verilir ki, sonradan o aynı mikropla karşılaştığında, vücut gerekli ön tanışmasını yapmış, tanımış ve gerekli ön korunma sistemini kurmuş olabilsin. İnsanların yaşamlarında yaptıkları hatalardan sonra, yaptıkları hatalardan hareketle doğrular bulmaları, sonraki yaşam süreçlerinde yapma olasılığı olan hatalara karşı bir anlamda aşılanmış ve korumaya alınmış oluyorlarki biz buna “deneyim” diyoruz.

Geçmişinde hiç hata yapmadığı için her an hata yapabilir konumda olan insan mı, yoksa geçmişinde yaptığı hataların yardımıyla bulduğu doğruların ışığında, gelecekteki yaşantısında daha az hata yapma olasılığı olan insan mı? Böylesi bir soruyla karşılaşıldığında bireyin düşünce sistemi bir kaos yaşayacaktır. Çünkü, gelecek yaşantımızda hatalara karşı “aşılanmış” olmamız için ille de hata mı yapmış olmamız gerekiyor? Birey, hata yapmadan da doğru bir yaşam süremez mi? Geçmişinde hata yapmamış insanı “olumsuz” gibi mi görmemiz gerekir?! Burada yapılan hatalara bir artı değer yüklenmiş olmuyor mu? Düşünsel analizlerimiz bizleri değişik kaoslara sürükleyebilecektir.

Yaşamda hata yapmadan deneyim kazanmak da olasıdır. Bireyin ille de yaşamında hatalar yapmış olması gerekmez deneyimler kazanabilmesi için. Birey, gerek kendi özel yaşamını, gerekse çevresindeki yaşamları irdeleme-yorumlamada iyi, ama çok iyi bir objektif gözlemci olabilirse, bu objektif gözlemlerinin sonucunda da deneyimler kazanması kesinlikle olasıdır. Nasıl mı? Ateşin yakıcı olduğunu anlamak için ille de dokunmamız gerekmez: eline ateşi alan –ya da ateşe dokunan- bir hata yaparak, elinin yanması sonucunda, deneyim kazanmış olarak “ateşin yakıcı olduğunu” anlayacaktır. Ama bu birey, eğer iyi bir gözlemci olabilseydi, konunun bilimsel açılımını bilemese bile, çevresinde olan-biten olayları iyi bir gözlemci olarak izleyebilse, tanık olabilseydi, kendi elini yakmadan da “ateşin yakıcılığını” anlayabilecekti. Sonuç olarak, deneyim kazanmak için ille de hatalar yapmış olmak gerekmiyor. Doğaldır ki, bu objektif gözlemcilikle ya da akılcı irdelemelerle kazanılan-edinilen deneyimler, ancak yaşamın gerçeklerini ve doğrularını doğru algılayabilen bireylerce olasıdır. Yoksa her bireyin, çevresini gözlemleyerek “deneyimli” (ya da hatalara aşılı) bir insan konumuna gelmesi pek de kolay olamamaktadır.

Deneyimin, yaşamın her konusunda olabilmesi olanaksız ya da çok zordur. Çünkü deneyim, bireyler için sınırlıdır ve ancak yaşanmış ya da doğru algılanmış- irdelenmiş konular için geçerlidir. Genel anlamda “deneyimli insan” demek, tüm alanları içerdiği anlamıyla denmek isteniyorsa genelde yanlıştır, ama kesinlikle yok ya da olanaksız da değildir. Ama belirli bir konu için alınması daha kolaydır ve daha sıkça karşılaşılır. Örneğin, “deneyimli sürücü” dendiğinde bilinir ki, ya yaptığı hatalarla doğruları öğrenmiş ve doğruları bilen iyi sürücü; ya da, çok uzun yıllar sürücülüğüne rağmen hiç hata-yanlış yapmamış ve bu alanda uzman olmuş iyi bir sürücü olarak kabul edilir.

Tümel yaşamı, genel anlamda insanlığı etkileyebilecek nitelikli edinilmiş deneyimlerin genele duyurulması bir insanlık borcudur. Kazanılmış önemli bir -yaşamsal değere sahip- deneyim, nice yaşamlar kurtarabilecek, tümel yaşamın varlığı ve sürekliliğine bile olumlu katkılarda bulunabilecektir. Bireyler, deneyimlerini, kendi bireysel yaşam ölçütlerine göre değil, tüm insanlık açısından, genel anlamda değerlendirebilmeli, bir deneyimin değerini, genel insanlık boyutunda –boyutuyla- değerlendirebilmeli, irdeleyebilmeli ve insanlığın yararına sunmalıdır.

Her deneyim bir değerdir.

Her deneyimin bir değer olduğu ya da en azından olabileceği her birey tarafından kabul edilmeli, edinilen ve basit gibi görünen bir deneyim bile küçük görülmemelidir. Çünkü, bazen bir bireyin yaşamı algılama ve yorumlama ölçütlerine göre basit olan, sıradan olan herhangi bir konudaki deneyim, bir başka birey için çok daha fazla değere sahip olabilecek ve hatta belkide, yaşamsal önem bile taşıyabilecektir.


Deneyimler, insanları iyiye götüren yardımcı değerlerdir.

Deneyim, yaşanması olası güzelliklere götüren bilgidir.

Yaşam bilgeliği,
düşünsel analizlerle kazanılan deneyimlerin yardımıyla güzellikler yaşamak ve yaşatabilmektir.



Mahmut Özturan
Aralık, 2003

© 2010 felsefem.net. Sitedeki yazılar, 5846 sayılı T.C. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır, izinsiz kullanılamaz.