İ
Y İ L İ K
İyilik, gerçek insan olabilmenin gerektirdiği bir
önkoşuldur.
İyi;
istenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek
biçimde olandır. İyilik ise, karşılık beklenilmeden
yapılan yardımdır. Felsefi yaklaşımda ise iyilik,
iyi olanın niteliğidir. İyi sözcüğü, Türkçe kökünde
yararlı ve karlı anlamlarını içerdiği gibi, bunun
Latince kökünde de zenginlik ve mal anlamlarını içerir.
Bu etimolojik inceleme, iyiliğin temelindeki özdeksel
bir yararlılık yattığını gösterir. Platon Yasalar
adlı yapıtında, “ilkel toplum koşullarında ticaret
henüz tam oluşmadığı, zenginlik ve yoksulluk olmadığı
için, bu çağın insanları çok iyi kişilerdi; açık sözlü,
yumuşak ve doğruydular” der. Platon’un da açıkladığı
gibi, tarihsel gözlem, önce bir iyilik olarak beliren
mallanmanın sonradan kötülüğe dönüştüğünü ve bunun
tepkisi olarak da acımak, korumak ve yardım etmek
anlamlarında yepyeni bir iyilik belirdiğini tanıtlamaktadır.
Bu törebilimsel ve metafizik kavram, çeşitli düşünürlerce
çeşitli açılardan tanımlanmıştır. Bütün bu metafizik
tanımları tanrıbilimsel tanım özetler, bu tanıma göre
kendine iyilik tanrısal bir kavramdır ve ancak tanrıda
bulunur. İyilik – kötülük ikiliğini doğuran, güçlü
– güçsüz ikiliğidir(1).
İyi
nedir? Gücün duyusunu, güç istencini, insanın kendi
içindeki erki yükselten her şey iyidir. Haz ve kederin,
değer biçmenin kökensel formülleri olduğu noktası
bir varsayımdır: belki de onlar bir değer biçmenin
sonuçlarıdır. “İyi” olan, iki farklı insan varlığı
tarafından bakılırsa, birbirinden farklı kavramlardır.
Bireysel sürekliliği sağlayan bir “iyi” olan var olduğu
gibi, ailesinin ya da ait olduğu toplumun sürekliliğini
sağlayan bir “iyi” de bunda ölçüt olabilir. Bir bireyde
bir çatışma ortaya çıkabilir, iki ayrı içgüdü. Her
“içgüdü”, iyi olan bir şeye yönelik bir içgüdüdür,
hangi noktadan bakılırsa bakılsın bu böyledir. Buradan
yola çıkarak değer biçiş vardır(2). Bu değer biçişlerin
sonucunda da, tamamen bireyin içsel değerlerine özgün
birtakım kavramlar oluşacak ve birey, bu kavramları
doğru ya da yanlış irdeleme becerileri ile, “iyi”ye
ya da “kötü”ye ynelecektir. Yönelinen değerler, bilinç
ve istenç zenginliği ölçüsünde bireyi “iyi”ye götürecektir.
İnsanın
iyi’yi tanımasının kısa zamanda, kolay ve bilinçdışı
olması, anlam ve değerini benliğine sindirmesini zorlaştırmaktadır.
Daha çocukluk döneminde, bireysel olgunluğa erişilmeden
öğrenilen kavram ve değerlerin benliğe işleyip içsel
bir değer olabilmesi zor olduğundan, bu olgunluk dönemi
öncesindeki tüm değersel kazanımlar bilinçdışı olarak
kalmakta, bireyin olgunluk döneminde ancak ciddi iç
sorgulama ve değerlendirmelerle benliğine geçebilmektedir.
Kazanımı kolay olan her etik değer de, aynı şekilde,
yetersiz yorum, değerlendirme ve irdeleme nedenleriyle
gerçek bir değer olamayabilmektedirler. Yüzeysel günlük
konuşma ve yazımlarda tüm etik değerlere övgüler dizilirken,
bu etik değerlerin, bireylerin iç dünyalarında ne
denli pozitif bir değer olabildiğinin farkına bile
varılamamaktadır. Böylesi durumlarda, insanların “iyi”
ya da “iyilik” gibi temel etik değer ve erdemlerden
ne anladıkları ve yaşamlarına ne denli geçirebildikleri
ciddi şüpheler içermektedir.
Olgunluköncesi
dönemlerde bilinçaltımıza istençdışı yerleşen ya da
yerleştirilen ve “değer” olarak kabullendirilmiş tüm
olgu ve kavramlar, bireyin olgunluk döneminde, algılama
zenginliği ölçüsünde bilinçaltından bilinçli benliğe
geçişini sağlayabilmesi amacıyla irdelenebilmeli,
sorgulanabilmelidir. Ancak bu eylemler sonucunda “değer”
kabul edilen her kavram, bireyin benliğinde yer edinebilecek,
bireysel edimler biçimine dönüşebilecektir.
“İyi”
sözcüğü tüm insanlarda olumluluk çağrıştırır, düşündürür.
Bu büyülü gibi duran sözcüğün kullanıldığı her durum,
eğer gerçekten tüm insanlar tarafından ortak bir değer
olarak alınabilse, ve de doğaldır ki tam karşıtı olan
“kötü” ile de hangi sınırlarla ayrıştığı ve bu sınırların
hacim ve yoğunluğunun her bir birey için ayrı bir
anlam ifade ettiği de düşünülerek, bize hemen “hoşgörü”
kavramını anımsatacak, ve iyilik, bir anlamda kavram
ve anlam kargaşasına götürebilecektir insanları. Bu
tür kavram ve anlam kargaşalarından uzak kalabilmek
için, evrensel değerler sistematiğindeki pozitif olguları
yeterince tanımak gerekecektir. Örneğin sıcak – ateş
– yakmak sözcüklerinin değer analizlerini yapmak üzere
bireysel çağrışımlardaki irdelemelerini düşünelim;
bunlar ne denli ve hangi sınırlarla olumluluk ya da
olumsuzluk sergilerler bireylerin iç yapılarına? Bu
analizleri gerçekçi bir yaklaşımla sonlandırabilmek
için bir formül üretme zorunluluğu doğmaktadır. Artı
değere sahip her bir kavram ya da olgu, tartışmasız
kabul görebilecektir.
Ancak
bu kavramların her bireydeki yansıması ve benliklerdeki
algılanımları farklı olacağından, evrensel temel değerler
bile çoğu zaman tartışılabilir olabilmektedirler.
Bu durum, her bireyin belirli bir noktadaki davranış
ve değerleri algılama ve yorum biçimlerini akılcı
ve gerçekçilik çizgisine en yakın bir düzeyde analiz
edebilme yetisini kazandırabilecek ve bu gereksiz
kavram kargaşasına son verebilecektir. Gereken, bireylerin
akılcı analiz değerlendirmelerini bireysellikten kurtarabilmeleridir.
Bir yaklaşımın bireysellikten kurtarılabilmesinin
bireylere göre değişken bir zorluk derecesi olmakla
birlikte en önemli noktası, bireyin olgun, akılcı,
olayları olumlu irdeleyebilme ve analiz edebilme yetisine
sahip olabilmesidir. Ancak bu şekilde “iyi” tanınabilir
ve olunabilir. Sıradan bir insanın sahip olabileceği
değerler değildir bunlar. Tüm tarihsel gelişim de
bunu göstermiştir.
Bireysellikten kurtulabilmek ve tüm evrensel temel
değerlere saygı ve sevgi duyabilmek.. İyi güzeldir
ve artı değerlidir ama o var olan konumuyla her birey
için aynı değere sahip olamayabilmektedir. Bu, “iyi”nin
çeşitliliğinden değil; bireylerin içsel yanlışlarındaki
sorgusuzluk ve zayıflıklarındandır. İyi’nin ne olduğunu
anlamak ve algılamak ise, bireylerin düşünsel erk
ve zenginlikleriyle doğrudan orantılıdır.
Doğal
olan iyiler; kendisi için iyi olan kişi, iyi biridir,
nitekim çok aranır olan ve “en büyük iyiler” diye
düşünenler mevki, zenginlik, beden erdemleri, talihli
olma, güçler, bunlar gerçi doğal iyilerdir ama bazıları
için hazları yüzünden bunların zararlı olması olasıdır.
Aklı başında olmayan, adaletsiz, haz düşkünü olan
biri bu iyilerden yararlanamaz – nasıl ki hasta olan
kişi sağlıklı kişinin besininden yarar görmez, zayıf
ve sakat kişi de zinde, sağlam bir kişinin süsü olan
şeylerinden yararlanamaz. Güzel ve iyi insan ise,
kendi başına iyiler aracılığıyla kendinde güzel olan
iyiler bulunan, güzel şeyleri uygulayan, yani güzel
şeyleri kendileri adına uygulayan kişidir(3). Güzel
şeyleri uygulayabilen, yaşamına geçirebilen, iyilik
isteyip kötülükten kaçınabilen, iyiliği özümseyebilmiş
ve içsel negatif çatışmalarını bir yana koymayı becermiş
insan iyilikle tanışmış demektir. İyiliği tanıyan,
iyiliğe inanan, yaşamına geçirmeyi hedefleyen insan,
daha bu aşamada pozitif enerji dolu iyiliği ruhuyla
solumaya başlamıştır bile.
Tolstoy,
“eğer iyiliğin bir nedeni varsa, artık o iyilik değildir;
eğer sonuçları yani ödülü varsa, yine iyilik değildir,
sonuç olarak iyilik, neden ve sonuç zincirinin dışındadır”
der. Karşılıksız yapılan iyilik bir erdem olabilir
ancak. Sonuçta bir karşılık beklentisi varsa, yapılan
eylemin bir erdem olmayacak ve belki de ticaret olarak
düşünülebilecektir. Plautus ise “insan, iyi kimselere
iyilik edince, bundan duyduğu ferahlıkla karşılık
görmüş olur” der. Plautus’un bu görüşü her ne kadar
Tolstoy’a karşı gibi görünse de, insanları iyiliğe
yönlendirici, iyiliği özendirici bir uslup taşır ki
bu da yaşamda hiçbir şeyin karşılıksız olamayacağını
vurgular temelde. Seneca, “iyiliği yapan anlamamalı,
gören anlamalı” der. Bu görüş yaşama geçirilebilse,
bireyler yaptığı iyiliklerin farkında olmayacaklar
– çünkü bu onların yaşam biçimidir – ve ancak iyilik
gören bunun farkında olabilecektir. Bu ise insanlığın
ulaşabileceği yüce bir erdemdir. Sokrates’in, “bütünü
ile iyi ya da kötü olan yoktur” deyişi, var olan her
olgunun yapısında belirli oranlarda hem iyilik, hem
de kötülük içerdiğini düşündürür. Ne yazıktır ki insanlar,
bir değer ya da davranışı yargılarkan, içerdiği pozitif
ve negatif güçlerin ağırlık değerlerini önemsemeksizin
kendi içsel değerlerine paralellik taşıyan yönde karar
verebilmektedirler. Bu durum ise bireyin pozitif irdeleme
gücünden yoksunluğunun göstergesidir. Pestalozzi,
“iyiyi yapabildiği halde yapmayan bir insan, suç işlemiş
olur” diyerek tüm bu tartışmalara en güzel noktayı
koyar. Her birey, gücü yetebildiğince ve içsel zenginlikleri
oranında iyilikler yapmalı ve iyilik sevgisiyle dolu
olmalıdır. Bir insanın gerçek zenginliği, yaptığı
iyiliklerdir. Buna böylece inanabilmek, her insanın
algılayamayacağı bir güzel değerdir. Zaten iyilik,
güzel değerler bileşkesinin yaşanmasıdır.
İyilik, pozitif enerji yüklü olan şeyin sahip olduğu
doğru değerlerin olumlulukla dışa vurumudur.
Mahmut
Özturan
Mart, 2002
Kaynaklar :
(1) Felsefe Sözlüğü / O.Hançerlioğlu
(2) Aforizmalar / Nietzsche
(3) Eudemos’a Etik / Aristoteles
|