Mahmut Özturan ile Felsefe Sohbetleri

   FELSEFE YAZILARIM  

İ Y İ L İ K

İyilik, gerçek insan olabilmenin gerektirdiği bir önkoşuldur.

İyi; istenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olandır. İyilik ise, karşılık beklenilmeden yapılan yardımdır. Felsefi yaklaşımda ise iyilik, iyi olanın niteliğidir. İyi sözcüğü, Türkçe kökünde yararlı ve karlı anlamlarını içerdiği gibi, bunun Latince kökünde de zenginlik ve mal anlamlarını içerir. Bu etimolojik inceleme, iyiliğin temelindeki özdeksel bir yararlılık yattığını gösterir. Platon Yasalar adlı yapıtında, “ilkel toplum koşullarında ticaret henüz tam oluşmadığı, zenginlik ve yoksulluk olmadığı için, bu çağın insanları çok iyi kişilerdi; açık sözlü, yumuşak ve doğruydular” der. Platon’un da açıkladığı gibi, tarihsel gözlem, önce bir iyilik olarak beliren mallanmanın sonradan kötülüğe dönüştüğünü ve bunun tepkisi olarak da acımak, korumak ve yardım etmek anlamlarında yepyeni bir iyilik belirdiğini tanıtlamaktadır. Bu törebilimsel ve metafizik kavram, çeşitli düşünürlerce çeşitli açılardan tanımlanmıştır. Bütün bu metafizik tanımları tanrıbilimsel tanım özetler, bu tanıma göre kendine iyilik tanrısal bir kavramdır ve ancak tanrıda bulunur. İyilik – kötülük ikiliğini doğuran, güçlü – güçsüz ikiliğidir(1).

İyi nedir? Gücün duyusunu, güç istencini, insanın kendi içindeki erki yükselten her şey iyidir. Haz ve kederin, değer biçmenin kökensel formülleri olduğu noktası bir varsayımdır: belki de onlar bir değer biçmenin sonuçlarıdır. “İyi” olan, iki farklı insan varlığı tarafından bakılırsa, birbirinden farklı kavramlardır. Bireysel sürekliliği sağlayan bir “iyi” olan var olduğu gibi, ailesinin ya da ait olduğu toplumun sürekliliğini sağlayan bir “iyi” de bunda ölçüt olabilir. Bir bireyde bir çatışma ortaya çıkabilir, iki ayrı içgüdü. Her “içgüdü”, iyi olan bir şeye yönelik bir içgüdüdür, hangi noktadan bakılırsa bakılsın bu böyledir. Buradan yola çıkarak değer biçiş vardır(2). Bu değer biçişlerin sonucunda da, tamamen bireyin içsel değerlerine özgün birtakım kavramlar oluşacak ve birey, bu kavramları doğru ya da yanlış irdeleme becerileri ile, “iyi”ye ya da “kötü”ye ynelecektir. Yönelinen değerler, bilinç ve istenç zenginliği ölçüsünde bireyi “iyi”ye götürecektir.

İnsanın iyi’yi tanımasının kısa zamanda, kolay ve bilinçdışı olması, anlam ve değerini benliğine sindirmesini zorlaştırmaktadır. Daha çocukluk döneminde, bireysel olgunluğa erişilmeden öğrenilen kavram ve değerlerin benliğe işleyip içsel bir değer olabilmesi zor olduğundan, bu olgunluk dönemi öncesindeki tüm değersel kazanımlar bilinçdışı olarak kalmakta, bireyin olgunluk döneminde ancak ciddi iç sorgulama ve değerlendirmelerle benliğine geçebilmektedir. Kazanımı kolay olan her etik değer de, aynı şekilde, yetersiz yorum, değerlendirme ve irdeleme nedenleriyle gerçek bir değer olamayabilmektedirler. Yüzeysel günlük konuşma ve yazımlarda tüm etik değerlere övgüler dizilirken, bu etik değerlerin, bireylerin iç dünyalarında ne denli pozitif bir değer olabildiğinin farkına bile varılamamaktadır. Böylesi durumlarda, insanların “iyi” ya da “iyilik” gibi temel etik değer ve erdemlerden ne anladıkları ve yaşamlarına ne denli geçirebildikleri ciddi şüpheler içermektedir.

Olgunluköncesi dönemlerde bilinçaltımıza istençdışı yerleşen ya da yerleştirilen ve “değer” olarak kabullendirilmiş tüm olgu ve kavramlar, bireyin olgunluk döneminde, algılama zenginliği ölçüsünde bilinçaltından bilinçli benliğe geçişini sağlayabilmesi amacıyla irdelenebilmeli, sorgulanabilmelidir. Ancak bu eylemler sonucunda “değer” kabul edilen her kavram, bireyin benliğinde yer edinebilecek, bireysel edimler biçimine dönüşebilecektir.

“İyi” sözcüğü tüm insanlarda olumluluk çağrıştırır, düşündürür. Bu büyülü gibi duran sözcüğün kullanıldığı her durum, eğer gerçekten tüm insanlar tarafından ortak bir değer olarak alınabilse, ve de doğaldır ki tam karşıtı olan “kötü” ile de hangi sınırlarla ayrıştığı ve bu sınırların hacim ve yoğunluğunun her bir birey için ayrı bir anlam ifade ettiği de düşünülerek, bize hemen “hoşgörü” kavramını anımsatacak, ve iyilik, bir anlamda kavram ve anlam kargaşasına götürebilecektir insanları. Bu tür kavram ve anlam kargaşalarından uzak kalabilmek için, evrensel değerler sistematiğindeki pozitif olguları yeterince tanımak gerekecektir. Örneğin sıcak – ateş – yakmak sözcüklerinin değer analizlerini yapmak üzere bireysel çağrışımlardaki irdelemelerini düşünelim; bunlar ne denli ve hangi sınırlarla olumluluk ya da olumsuzluk sergilerler bireylerin iç yapılarına? Bu analizleri gerçekçi bir yaklaşımla sonlandırabilmek için bir formül üretme zorunluluğu doğmaktadır. Artı değere sahip her bir kavram ya da olgu, tartışmasız kabul görebilecektir.

Ancak bu kavramların her bireydeki yansıması ve benliklerdeki algılanımları farklı olacağından, evrensel temel değerler bile çoğu zaman tartışılabilir olabilmektedirler. Bu durum, her bireyin belirli bir noktadaki davranış ve değerleri algılama ve yorum biçimlerini akılcı ve gerçekçilik çizgisine en yakın bir düzeyde analiz edebilme yetisini kazandırabilecek ve bu gereksiz kavram kargaşasına son verebilecektir. Gereken, bireylerin akılcı analiz değerlendirmelerini bireysellikten kurtarabilmeleridir. Bir yaklaşımın bireysellikten kurtarılabilmesinin bireylere göre değişken bir zorluk derecesi olmakla birlikte en önemli noktası, bireyin olgun, akılcı, olayları olumlu irdeleyebilme ve analiz edebilme yetisine sahip olabilmesidir. Ancak bu şekilde “iyi” tanınabilir ve olunabilir. Sıradan bir insanın sahip olabileceği değerler değildir bunlar. Tüm tarihsel gelişim de bunu göstermiştir.

Bireysellikten kurtulabilmek ve tüm evrensel temel değerlere saygı ve sevgi duyabilmek.. İyi güzeldir ve artı değerlidir ama o var olan konumuyla her birey için aynı değere sahip olamayabilmektedir. Bu, “iyi”nin çeşitliliğinden değil; bireylerin içsel yanlışlarındaki sorgusuzluk ve zayıflıklarındandır. İyi’nin ne olduğunu anlamak ve algılamak ise, bireylerin düşünsel erk ve zenginlikleriyle doğrudan orantılıdır.

Doğal olan iyiler; kendisi için iyi olan kişi, iyi biridir, nitekim çok aranır olan ve “en büyük iyiler” diye düşünenler mevki, zenginlik, beden erdemleri, talihli olma, güçler, bunlar gerçi doğal iyilerdir ama bazıları için hazları yüzünden bunların zararlı olması olasıdır. Aklı başında olmayan, adaletsiz, haz düşkünü olan biri bu iyilerden yararlanamaz – nasıl ki hasta olan kişi sağlıklı kişinin besininden yarar görmez, zayıf ve sakat kişi de zinde, sağlam bir kişinin süsü olan şeylerinden yararlanamaz. Güzel ve iyi insan ise, kendi başına iyiler aracılığıyla kendinde güzel olan iyiler bulunan, güzel şeyleri uygulayan, yani güzel şeyleri kendileri adına uygulayan kişidir(3). Güzel şeyleri uygulayabilen, yaşamına geçirebilen, iyilik isteyip kötülükten kaçınabilen, iyiliği özümseyebilmiş ve içsel negatif çatışmalarını bir yana koymayı becermiş insan iyilikle tanışmış demektir. İyiliği tanıyan, iyiliğe inanan, yaşamına geçirmeyi hedefleyen insan, daha bu aşamada pozitif enerji dolu iyiliği ruhuyla solumaya başlamıştır bile.

Tolstoy, “eğer iyiliğin bir nedeni varsa, artık o iyilik değildir; eğer sonuçları yani ödülü varsa, yine iyilik değildir, sonuç olarak iyilik, neden ve sonuç zincirinin dışındadır” der. Karşılıksız yapılan iyilik bir erdem olabilir ancak. Sonuçta bir karşılık beklentisi varsa, yapılan eylemin bir erdem olmayacak ve belki de ticaret olarak düşünülebilecektir. Plautus ise “insan, iyi kimselere iyilik edince, bundan duyduğu ferahlıkla karşılık görmüş olur” der. Plautus’un bu görüşü her ne kadar Tolstoy’a karşı gibi görünse de, insanları iyiliğe yönlendirici, iyiliği özendirici bir uslup taşır ki bu da yaşamda hiçbir şeyin karşılıksız olamayacağını vurgular temelde. Seneca, “iyiliği yapan anlamamalı, gören anlamalı” der. Bu görüş yaşama geçirilebilse, bireyler yaptığı iyiliklerin farkında olmayacaklar – çünkü bu onların yaşam biçimidir – ve ancak iyilik gören bunun farkında olabilecektir. Bu ise insanlığın ulaşabileceği yüce bir erdemdir. Sokrates’in, “bütünü ile iyi ya da kötü olan yoktur” deyişi, var olan her olgunun yapısında belirli oranlarda hem iyilik, hem de kötülük içerdiğini düşündürür. Ne yazıktır ki insanlar, bir değer ya da davranışı yargılarkan, içerdiği pozitif ve negatif güçlerin ağırlık değerlerini önemsemeksizin kendi içsel değerlerine paralellik taşıyan yönde karar verebilmektedirler. Bu durum ise bireyin pozitif irdeleme gücünden yoksunluğunun göstergesidir. Pestalozzi, “iyiyi yapabildiği halde yapmayan bir insan, suç işlemiş olur” diyerek tüm bu tartışmalara en güzel noktayı koyar. Her birey, gücü yetebildiğince ve içsel zenginlikleri oranında iyilikler yapmalı ve iyilik sevgisiyle dolu olmalıdır. Bir insanın gerçek zenginliği, yaptığı iyiliklerdir. Buna böylece inanabilmek, her insanın algılayamayacağı bir güzel değerdir. Zaten iyilik, güzel değerler bileşkesinin yaşanmasıdır.

İyilik, pozitif enerji yüklü olan şeyin sahip olduğu doğru değerlerin olumlulukla dışa vurumudur.

Mahmut Özturan
Mart, 2002


Kaynaklar :
(1) Felsefe Sözlüğü / O.Hançerlioğlu
(2) Aforizmalar / Nietzsche
(3) Eudemos’a Etik / Aristoteles

© 2010 felsefem.net. Sitedeki yazılar, 5846 sayılı T.C. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır, izinsiz kullanılamaz.