T
E M B E L L İ K
Tembelliğin
tanım ve açılımı
İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen, çaba göstermekten,
sıkıntıdan kaçan kimse, üşengeç.
İnsanlığın bilinen ilk günlerinden beri her insanın
çok iyi bildiği bir kavram, bir yaşam gerçeği. Bireyin
kendisin olduğuna inanılmasa da var olduğundan kesinlikle
emin olunan bir gerçek! Varlığından bu denli, kendimiz
kadar emin olduğumuz bu yaşam gerçeğini hepimiz çok
iyi bildiğimiz halde, yaşamlarımızın hiç değilse belirli
bir bölümünde bilinçli ya da bilinçsiz içine girdiğimiz
veya düştüğümüz ruhsal kökenli bir yaşama biçimi.
İnsan kendi yaşamını değerlendirmekten ve sorgulamaktan
pek hoşlanmaz ama konu bir başkası, “öteki” olduğu
zaman tüm enerjisiyle düşünür, konuşur, yargılar,
sorgular ve sonuçta da acımasızca karar verir, mahkum
eder! Bu nedenle de biz düşünsel analizlerimizi “ötekiler”
üzerine yapalım ama her yazdığımızı kendimize de uyarlama
cesaretini (hiç değilse iç dünyamızda) gösterebilelim.
Kendimiz
ve ötekiler
Kendimizi objektif olarak değerlendiremesek de, ötekiler
için bunu çok iyi başarırız. Bir insanın yaşam biçimi,
tercihleri, seçimleri hep kendine özeldir: yani özneldir,
yani “nev’i şahsına münhasır”dır. Bu seçim ve tercihlerinden
dolayı kimse suçlanamaz. Ama bizler “o”nu yokluğunda
suçlarız da, yereriz de! Tembelliğin, genelde hiç
bir insanın bilinçli tercihi olduğu düşünülmez, aslında
inanılması da zordur. Ama insanları gerek kişilik
yapıları, karakterleri, genetik geçmişleri; gerekse
öz yaşamlarındaki ruhsal ve psikolojik sıkıntı ve
bunalımları, çoğu zaman farkında bile olamadan tembelliğe
götürebilmektedir. İşte bireylerin öz yaşamlarını
akılcı analiz ve değerlendirme ve objektif sorgulayabilmelerinin
önemi yine karşımıza çıkmıştır. İnsan yaşamının tüm
değerleri ve güzelliklerinin altyapısında bulunan
bu önemli güç, bireysel yaşamlarımızı en iyiye götürebileceği
gibi, yokluğunda ya da azlığında çok ciddi yaşamsal
sorunlara da götürebilecek güçtedir. En iyiye götüren
yolu biz kendimiz seçtiğimiz gibi, sorunlar yumağı
bir yaşama götüren yol da bizim kendi seçimlerimiz
ve kararlarımız sonucudur çoğu zaman, bizler bu gerçeği
kabullenecek olgunluğu her zaman gösteremesek de!
Yaşam
biçimi!
Tembellik, bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimini
herhangi bir şekilde: bilinçli ya da bilinçsiz, ruhsal
ya da gensel, bireysel ya da çevresel, ne şekilde,
hangi nedenle olursa olsun yaşayan bireyin, içinde
bulunduğu durumdan kurtulması kesinlikle olasıdır.
Yeter ki o birey içsel ya da çevresel etken ve dinamiklere
sahip olabilsin; kimi zaman bireyin kendi çabası ile,
kimi zaman da çevresinin etkilemesiyle her zaman mutlaka
bir çıkış yolu bulabilmesi olasıdır. Çünkü sorgulayabilen
her birey, eğer sorunlu bir yaşam biçimi içinde ise,
bu ortamdan kurtulmayı da düşünebilecek, düşleyebilecektir.
Zaten yaşamlarımızın tüm güzelliklerine “düşleme”
ile başlamaz mıyız? İnsanlığın tüm gelişim süreci
içinde ulaştığı her başarı, analitik düşüncelerin
ve düşlerin sonucunda gerçekleşebilmiştir. Tembellik
bir yaşam biçimidir ama bu yaşam biçiminden rahatsız
olunması (!) durumunda çıkış yolları da mutlaka vardır.
Toplumumuzda çeşitli tembellik deyişleri de kullanılmaktadır.
Örneğin “kafası tembel” her ne kadar “alık, budala”
anlamlarında kullanılsa da, aslında “yetersiz düşünen”
denmek istenir. Her bireyin mükemmel analitik düşünme
gücü olması zaten beklenmez. Ama “normal” kabul edilen
bir düşünce yeterlik çizgisinde bulunulması her bireyden
beklenir ki bu yanlış bir beklenti de değildir. Bir
de eskilerde kullanılan “sultani tembel” deyişi vardır
ki, günümüzde daha çok karşılaşılan bir durum, bir
tercih, bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Deyişin kendisinden de anlaşılabileceği gibi, “sultanvari”
bir tembelliktir bu. İş görmekten, çalışmaktan hoşlanmayan
insanlar için kullanılırdı. Günümüzde bu deyiş pek
bilinmese de, çevremizde tanık olduğumuz pek çok yaşam
biçimi tercih örneklerinde bu örnekle karşılaşabilmekteyiz.
Sanki her türlü olanağa sahip de, canı çalışmak istemiyormuş
görüntüsü verirler. Aslında açtırlar ama tok görünmeye
çalışırlar! Halbuki bu durumdaki insanlar, tembelliklerinin
bedelini çok farklı şekillerde öderler; boşlukları
onları çok daha yorar. Abdulhak Şinasi Hisar’ın dediği
gibi: “Tembeller ve işsizler daha çok yorulurlar”.
Tembelliğin
varlığı
Hoşlanmasak da, konuşulması bizlere zevk vermese de
tembellik olgusunun varlığı bir gerçektir. Var olduğunu
bildiğimiz ve özellikle de hoşlanmadığımız gerçeklerle
çok daha yakından ilgilenmemiz gerekir. Çünkü her
insan zevk aldığı şeyleri konuşmaktan ve düşünmekten
hoşlanır, ama düşüncesi bile kendisine sıkıntı yaşatabilecek
olgulardan, gerçeklerden uzak durmaya çalışır. Var
olan her gerçek gibi tembellik de üzerinde ciddi içsel
analiz ve sorgulamalar yapılması gerekli bir olgudur.
Ötekilerin tembellikleri konusunda her açılımı çok
kolay yapabilmemize rağmen, kendi “tembellik” değerlendirmemizi
yapmamız zordur. Çünkü bu da bir çeşit kendimizle
yüzleşmemiz ve acımasız özeleştiri yapabilmemiz demektir.
Yaşamın var olan her gerçeği ile yüzleşebilmek, objektif
özeleştiriler ile kendi öz yaşamımızı tanımak ve doğru
biçimlendirmek, düşünen olgun bir insanın yapması
gerekli en önemli ödevidir. Hoşumuza gitmeyecek yaşamın
acı gerçeklerini düşünmekten ve çözümleme girişimlerinden
uzak kalmaya çalışırsak, öncelikle kendimizin ve dolaylı
olarak da yakın çevremizin geleceğini ciddi boyutta
riske atmış oluruz. Kendi öz yaşamlarımızda tembelliğin
var olup olmadığını, varsa boyutunu saptayarak ilk
ciddi kurtuluş adımı atmamız gerekir.
Tembellik
kabullenmesi
Bireylerin kendi öz yaşamlarında tembelliğin ne boyutta
var ve etken olduğunu saptamakla başlanan süreç, bir
anlamda tembelliğin kabullenilmesi olacaktır ki, bu
en zor ve en ciddi ilk adımdır. Önemli ve zor olan
bu ilk adımı atabilmektir. Genelde, içsel sorgulamalarımızda
kendi gerçeklerimizin farkındayızdır, ama bunu asla
başkalarıyla paylaşmayız, bilinmesini istemeyiz. Böylesi
önemli bir gerçeğimizi saptayarak çözüm üretirken,
varsın başkalarına asla açmayalım, hiç önemli değil.
Yeter ki kendi öz yaşamımıza ve geleceğimize en büyük
iyiliği yapacak girişimleri başlatabilelim.
Her insanın yaşamında, en azından belirli dönemlerinde
tembel davranışlar göstermesi olasıdır, bu doğal da
karşılanabilir. Ama bu sürecin bizim kontrolümüzde
olabilmesi önemlidir. Eğer kontrolümüzden çıkar da
belirli bir dönemi değil de uzun bir zaman dilimini
etkilerse, işte o zaman konu daha bir ciddiyet ve
önem kazanır. Örneğin, üniversiteyi yeni bitirmiş
bir gencin çalışma yaşamına başlaması için, eğer acilen
çalışma zorunda değilse, bir süre(!) boş durması,
çalışmaması, ki bu tembelliğin basit bir boyutudur;
normal karşılanabilir, kabul edilebilir. Çünkü uzun
yıllar süren yoğun bir öğrenim süresinin sonunda “biraz
dinlenme” isteği haklı görülür. Bu sürenin uzunluğu,
bireylere ve çevreye göre değişken olmakla birlikte
konunun en önemli noktasıdır. Çevresel ve evrensel
normların dışına çıkıldığı an, tembellik sürecine
adım atılmış olacaktır. Üniversiteyi bitirdikten bir
yıl sonra “henüz kendime tam gelemedim, güzel bir
iş bakıyorum, bulursam çalışmayı düşüneceğim” gibi
bir düşünce, mutlak bir tembelliğin göstergesidir.
Bu örneğe benzer durumlar yaşandığında, bireyler en
kısa zamanda kendi içsel çözümleme ve analizlerini
yaparak, o hiç hoşlanılmayan yaşam gerçeği “tembellik”ten
uzak durmaya gayret etmelidirler.
İnkarlar,
redler, karşı çıkışlar
Tümel yaşamda olumsuz nitelikli her olgu gibi tembellik
gerçeğinin de kolaylıkla kabullenilmesini beklemek
yanlış olur. Genelde, her ortamda olumsuz karşılandığı
için, kimse tembelliği kabul etmez; inkar eder, reddeder,
kendisine yakıştırılması durumlarında da kesinlikle
karşı çıkar. Ancak bu red ve inkarlar belki diğer
insanları bir ölçüye kadar inandırabilir ama önemli
olan, bireyin kendi iç dünyasındaki özüyle hesaplaşması
ve kendi iç sorgulamalarındaki sonuç durumdur! Bir
insan, eğer kendisinde az miktarda da olsa tembelliğinin
ayırdında olmakla birlikte, bunun kendisine verdiği
içsel rahatsızlık nedeniyle her zaman bu yönünü görmezden
gelme bilinçaltı yönlendirmesiyle kendi tembellik
gerçeğini en azından kendisinden gizlemeye çalışacaktır.
Bu tembelliği inkar ve redler, ancak bireyin kendisini
kandırması şeklinde yaşanır ve fakat hep bir gerçek
olarak yerinde durur.
Tembelliğe
davetiye
Bireyin içsel değerler dinamizmindeki zayıflık ve
eksiklikler, eğer zamanında anlaşılıp, farkına varılarak
ve güçlü içsel sorgulamalar ile etkisizleştirimezlerse,
o bireyin yaşam biçimini doğrudan etkileyebilecek
güce ulaşarak bireyin tembelliğine neden olabilir.
Böylesi durumlarda bireyin istenç ve kararlılığındaki
zayıflıklar, tembelliğe davetiye olacaktır. Önemsenmeyen
her zayıflık, daha zorlu bir olumsuzluğa götürür insanı.
Kültürümüzdeki “bana birşey olmaz” deyişi, sonucunda
insana ne çok olumsuzluklar yaşattığını ve analitik
düşünceden yoksun zayıf insanları ne denli sorunlara
taşıdığı hepimizin bildiği bir gerçek olgudur. Bireylerin
kendi içsel sorgulamalarını acımasız ve sürekli yapabilmeleri,
kendilerini bu tür zorlu olumsuzluklardan koruyacaktır.
Bu tür sözler ve düşünceler, basit anlamlarıyla hep
kabul edilirler ama uygulamada ve yaşama geçirilmesinde
maalesef o denli kolay olmazlar! Bir olumsuzluğa davetiye
nitelikli her davranış ve düşüncemizin hemen ayırdına
varabilmeli ve geç kalınmadan gereklerini objektif
ve gerçekçi bir yöntemle yerine getirmeliyiz. Bireylerin
yaşadıkları olumsuzlukların ciddi bir bölümü, kendi
bireysel yanlışlıklarından kaynaklanırlar. Tembellik
gerçeği de bu olumsuzluklardan bir tanesidir, görmezden
gelmek ya da hafife almak, sorunu daha da büyütecek,
güölendirecektir.
Yeri
neresi?
Tembelliğin insan yaşamında yeri olmalı mıdır? Aslında
tek ve gerçek yanıt hemen ve kesinlikle “Hayır!” olmalıdır,
olmak zorundadır. Eğer yaşamlarımızda “az da olsa”
yer verilir ve normal karşılanabilir bir olgu olarak
kabul edersek, bir virüs gibi, bir mikrop gibi, düşünce
ve davranışlarımızı ve değer yargılarımızı içerden
kemirerek ve çılgınca büyüyerek bizi ele geçirirse,
o “az-küçücük” dediğimiz masum gibi görünen bir tembellik
virüsü, yaşamlarımızı ve geleceğimizi en ciddi şekilde
etkileyebilecek duruma dönüşebilir. Bu nedenle, tembelliğin
en az dozuna bile yaşamlarımızda yaşam hakkı tanımamalıyız.
Biyolojik sağlığımızda nasıl en küçük bir “zararlı
mikrop” ölümcül olabiliyorsa, tembellik de bundan
çok farklı bir durum olmayıp, yaşamsal etkinliklerimizi
yok edebilecek güçte bir negatif gerçekliktir. Doğru
düşünebilen bir insanın yaşamında tembelliğe asla
yer yoktur, verilmez. Ama düşünce sistematiğinde doğru
olandan sapmalar gösteren her düşünce sahibi, tembelliği
basite aldığı zaman kendisini ne tür yaşamsal olumsuzlukların
beklediğini bilemez. Ama böylesi bir durumun sonunu
her doğru düşünen insan bilir.
Zavallılık
ve acizliğin gizli kabülü
Yaşamına negatif bir gerçeklik olarak tembelliğin
etken olduğu bireyler, eğer savaşım verebilme gücüne
sahip değillerse, durumu kabullenmek ve durumlarının
sanki(!) normal olduğunu savlamak için “bir sürü”
bahaneler sıralayacaklar ve adeta örtülü bir şekilde
de olsa acizliklerini kabul etmiş olacaklardır. Bir
olumsuzluğu kabullenme durumu, konu ne olursa olsun
bir “acizlik” ve “zavallılık” durumudur. Her ne kadar
kimse açıktan kendisini aciz ve zavallı görmese de,
çevresindeki insanların yorumları hep bu yönde olacaktır.
Çünkü savaşım verilmeyen her zayıflık durumu, bir
zavallılık, bir acizlik gerçeğidir. Yapısında tembellik
belirtileri olduğunu düşünen bireyler, bu durumlarının
doğru analizlerini yaparak, gerçekçi ve güçlü kararlar
alarak bu zavallılık ve acizlik durumuna yaklaşmamaya
özen göstermek durumundadırlar. Bilinçaltı zorlamaları
ve savunma mekanizmalarının negatif yüklenmeleri maalesef
bireyi olumsuzluklara götürücü niteliklidirler. Kendi
yaşamsal gerçeklerimizin ayırdında olmak durumundayız!
Ne de güzel demişler: “Tembele kapını ört demişler,
yel eser örter demiş!” Başkalarına çok rahatlıkla
kullanabildiğimiz olumsuz sıfat ve yakıştırmaların,
az da olsa kendimizde de olabileceği gerçeğini unutmamalı,
objektif saptamalar için gerçekçi içsel sorgulamalarımızı
yapabilmeli; “Ben şu konuda zavallı mıyım, aciz miyim;
ben tembel bir insan mıyım?” sorusunu kendimize sormaktan
ve kendi objektif değerlendirmemizi yapmaktan da asla
korkmayalım!
Özgüven
eksikliği
Tembelliğe sürüklenilen zor zamanlarda bireylerin
en büyük sıkıntıları içsel dinamiklerinin eksiklik
ya da zayıflıklarıdır. Buna kısaca “özgüven eksikliği”
de diyebiliriz. “Acaba yapabilir miyim?” benzeri iç
sorgulama arayışları, tümüyle bireylerin özgüven dünyasındaki
yolculuk ve hesaplaşmalarıdır. Bu durumlarda her insanın
kendisini çok iyi tanıması ve içinden gelen, kendisine
fısıldanan her iç sesin doğruluğu ya da yanlışlığı
konusunda önfikirli olmaması ve mutlaka objektif bir
iç sorgulama gücüne sahip olması gerekir. Bireylerde
görülen özgüven eksikliği, bireyleri, olumsuzlukları
savaşım vermeden kabullenme yanlışına götürür ki,
bu da o bireyin o gününü ve geleceğini doğrudan olumsuzluklara
batırabilecek bir durumdur. Aslında özgüven, sadece
tembellik olgusu için değil, yaşamlarımızın her evresinde,
her konusunda en büyük ve en ciddi öneme sahip değerdedir.
Bireysel seçimlerimiz, kararlarımız ve tercihlerimiz,
yaşamlarımızın nitelik ve içeriklerindeki değerlerin
tümü özgüvenimizin sonucudur. Sonuç olarak yaşam biçimimiz,
bizim kararımızdır.
Planlamalar:
çabalar ve ataklar
İnsanların içinde bulunduklarının ayırdına vardıkları
her olumsuzluktan kurtulmak için verdiği her savaşım,
bir yüce değerdir. Öncelikli önemlilik, ayırdında
olabilmektir. Bir insan, farkında olduğu bir olumsuzluk
için savaşım verir ancak. Bu nedenle kendisini “tembellik”
sınırlarına yakın gören her birey, öncelikle durumunun
farkında olacak ve hemen sonrasında da bu durumunun
verdiği içsel rahatsızlıkla, kendi içinde sorgulamalar
yapararak planlamalara başlamalıdır. Yapılacak bireysel
planlamaların yaşama geçirilebilmesi için; tembellik
sınırından(!) uzaklaşılabilmesi için, atılacak her
adımın gerçekçi ve bireyin kişilik yapısıyla örtüşebilir
nitelikli olması gerekir. Bu yönde atılacak her küçük
adım, gösterilecek her küçük çaba, her küçük atak;
tümüyle bireyin kendisine ait olacak bir zafer sonucuna
götürecektir. Kendi iç dinamikleri ve içsel değerlerinin
gücü ile böylesi güzel sonuçlara varabilen; içinde
bulunduğu yaşamsal olumsuzluklardan kurtulabilmeyi
beceren birey, her tür güzel övgüyü kesinlikle hakketmiş
olacaktır.
Yeni
bir dünya
İçinde bulunduğu yaşamsal olumsuzluklarla savaşımından
kendi gücü: içsel dinamikleri ve değerlerinin yardımıyla
zaferle çıkabilen birey, yeni, yepyeni bir dünyaya
adım atmış olacaktır. Olumsuzluklardan silkinmiş;
içinde, düşüncelerinde, davranışlarında var olan her
tür olumsuzlukların üstesinden gelerek, kendisine
yeni bir dünya yaratmış ve bu yepyeni dünyanın temizliği,
enerjisi ve canlılığıyla bireyin kendisi de sanki(!)
yeniden doğmuş gibi olacak, en azından öyle hissedecektir.
Her insanın yaşamında böylesi evreler, dönemler ve
geçişler olabilir. Yeter ki gerçekten, ama gerçekten
kendimizde bu savaşım gücünü bulabilelim! Bunun sonucunda
da mutlaka yaşam savaşından zaferle çıkarız.
Yeniden
doğmak, kendimize yeni bir dünya yaratmak, yepyeni
bir dünyaya adım atabilmek, yaşam sorunlarımızın üstesinden
gelebilmek, doğru ve güçlü düşüncelerimiz, tutarlı
kararlılığımızla olasıdır ancak..
Sonuç
Tembellik bir yaşam gerçeğidir ve her birey için geçerli
bir olumsuzluk riskidir. Bir şeyin yanlış ve zararlı
olduğunu bilmek, o şeyden uzak durulması için yeterli
nedendir. Yanlışlığına inanmadığımız şeylerden uzak
durma çabası içinde olmayız! Tembellik bir yaşam gerçeği
olsa da yanlış bir olgudur ve uzak durulmalıdır. Bilinçsizce
de olsa tembelliği bir yaşam biçimi olarak kabullenmiş
bireyler, kendileri ve çevreleri için bir sorundurlar.
Sorun olan bir insan ise, önemi çok daha ciddileşir;
çünkü insanın kendi varlığı sorun çözmek içindir,
sorun olmak için değil!
Mahmut
Özturan
Mayıs, 2009
|