Mahmut Özturan ile Felsefe Sohbetleri

   TEMBELLİK  

T E M B E L L İ K

Tembelliğin tanım ve açılımı

İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen, çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan kimse, üşengeç.
İnsanlığın bilinen ilk günlerinden beri her insanın çok iyi bildiği bir kavram, bir yaşam gerçeği. Bireyin kendisin olduğuna inanılmasa da var olduğundan kesinlikle emin olunan bir gerçek! Varlığından bu denli, kendimiz kadar emin olduğumuz bu yaşam gerçeğini hepimiz çok iyi bildiğimiz halde, yaşamlarımızın hiç değilse belirli bir bölümünde bilinçli ya da bilinçsiz içine girdiğimiz veya düştüğümüz ruhsal kökenli bir yaşama biçimi. İnsan kendi yaşamını değerlendirmekten ve sorgulamaktan pek hoşlanmaz ama konu bir başkası, “öteki” olduğu zaman tüm enerjisiyle düşünür, konuşur, yargılar, sorgular ve sonuçta da acımasızca karar verir, mahkum eder! Bu nedenle de biz düşünsel analizlerimizi “ötekiler” üzerine yapalım ama her yazdığımızı kendimize de uyarlama cesaretini (hiç değilse iç dünyamızda) gösterebilelim.

Kendimiz ve ötekiler

Kendimizi objektif olarak değerlendiremesek de, ötekiler için bunu çok iyi başarırız. Bir insanın yaşam biçimi, tercihleri, seçimleri hep kendine özeldir: yani özneldir, yani “nev’i şahsına münhasır”dır. Bu seçim ve tercihlerinden dolayı kimse suçlanamaz. Ama bizler “o”nu yokluğunda suçlarız da, yereriz de! Tembelliğin, genelde hiç bir insanın bilinçli tercihi olduğu düşünülmez, aslında inanılması da zordur. Ama insanları gerek kişilik yapıları, karakterleri, genetik geçmişleri; gerekse öz yaşamlarındaki ruhsal ve psikolojik sıkıntı ve bunalımları, çoğu zaman farkında bile olamadan tembelliğe götürebilmektedir. İşte bireylerin öz yaşamlarını akılcı analiz ve değerlendirme ve objektif sorgulayabilmelerinin önemi yine karşımıza çıkmıştır. İnsan yaşamının tüm değerleri ve güzelliklerinin altyapısında bulunan bu önemli güç, bireysel yaşamlarımızı en iyiye götürebileceği gibi, yokluğunda ya da azlığında çok ciddi yaşamsal sorunlara da götürebilecek güçtedir. En iyiye götüren yolu biz kendimiz seçtiğimiz gibi, sorunlar yumağı bir yaşama götüren yol da bizim kendi seçimlerimiz ve kararlarımız sonucudur çoğu zaman, bizler bu gerçeği kabullenecek olgunluğu her zaman gösteremesek de!

Yaşam biçimi!

Tembellik, bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimini herhangi bir şekilde: bilinçli ya da bilinçsiz, ruhsal ya da gensel, bireysel ya da çevresel, ne şekilde, hangi nedenle olursa olsun yaşayan bireyin, içinde bulunduğu durumdan kurtulması kesinlikle olasıdır. Yeter ki o birey içsel ya da çevresel etken ve dinamiklere sahip olabilsin; kimi zaman bireyin kendi çabası ile, kimi zaman da çevresinin etkilemesiyle her zaman mutlaka bir çıkış yolu bulabilmesi olasıdır. Çünkü sorgulayabilen her birey, eğer sorunlu bir yaşam biçimi içinde ise, bu ortamdan kurtulmayı da düşünebilecek, düşleyebilecektir. Zaten yaşamlarımızın tüm güzelliklerine “düşleme” ile başlamaz mıyız? İnsanlığın tüm gelişim süreci içinde ulaştığı her başarı, analitik düşüncelerin ve düşlerin sonucunda gerçekleşebilmiştir. Tembellik bir yaşam biçimidir ama bu yaşam biçiminden rahatsız olunması (!) durumunda çıkış yolları da mutlaka vardır.

Toplumumuzda çeşitli tembellik deyişleri de kullanılmaktadır. Örneğin “kafası tembel” her ne kadar “alık, budala” anlamlarında kullanılsa da, aslında “yetersiz düşünen” denmek istenir. Her bireyin mükemmel analitik düşünme gücü olması zaten beklenmez. Ama “normal” kabul edilen bir düşünce yeterlik çizgisinde bulunulması her bireyden beklenir ki bu yanlış bir beklenti de değildir. Bir de eskilerde kullanılan “sultani tembel” deyişi vardır ki, günümüzde daha çok karşılaşılan bir durum, bir tercih, bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Deyişin kendisinden de anlaşılabileceği gibi, “sultanvari” bir tembelliktir bu. İş görmekten, çalışmaktan hoşlanmayan insanlar için kullanılırdı. Günümüzde bu deyiş pek bilinmese de, çevremizde tanık olduğumuz pek çok yaşam biçimi tercih örneklerinde bu örnekle karşılaşabilmekteyiz. Sanki her türlü olanağa sahip de, canı çalışmak istemiyormuş görüntüsü verirler. Aslında açtırlar ama tok görünmeye çalışırlar! Halbuki bu durumdaki insanlar, tembelliklerinin bedelini çok farklı şekillerde öderler; boşlukları onları çok daha yorar. Abdulhak Şinasi Hisar’ın dediği gibi: “Tembeller ve işsizler daha çok yorulurlar”.

Tembelliğin varlığı

Hoşlanmasak da, konuşulması bizlere zevk vermese de tembellik olgusunun varlığı bir gerçektir. Var olduğunu bildiğimiz ve özellikle de hoşlanmadığımız gerçeklerle çok daha yakından ilgilenmemiz gerekir. Çünkü her insan zevk aldığı şeyleri konuşmaktan ve düşünmekten hoşlanır, ama düşüncesi bile kendisine sıkıntı yaşatabilecek olgulardan, gerçeklerden uzak durmaya çalışır. Var olan her gerçek gibi tembellik de üzerinde ciddi içsel analiz ve sorgulamalar yapılması gerekli bir olgudur. Ötekilerin tembellikleri konusunda her açılımı çok kolay yapabilmemize rağmen, kendi “tembellik” değerlendirmemizi yapmamız zordur. Çünkü bu da bir çeşit kendimizle yüzleşmemiz ve acımasız özeleştiri yapabilmemiz demektir. Yaşamın var olan her gerçeği ile yüzleşebilmek, objektif özeleştiriler ile kendi öz yaşamımızı tanımak ve doğru biçimlendirmek, düşünen olgun bir insanın yapması gerekli en önemli ödevidir. Hoşumuza gitmeyecek yaşamın acı gerçeklerini düşünmekten ve çözümleme girişimlerinden uzak kalmaya çalışırsak, öncelikle kendimizin ve dolaylı olarak da yakın çevremizin geleceğini ciddi boyutta riske atmış oluruz. Kendi öz yaşamlarımızda tembelliğin var olup olmadığını, varsa boyutunu saptayarak ilk ciddi kurtuluş adımı atmamız gerekir.

Tembellik kabullenmesi

Bireylerin kendi öz yaşamlarında tembelliğin ne boyutta var ve etken olduğunu saptamakla başlanan süreç, bir anlamda tembelliğin kabullenilmesi olacaktır ki, bu en zor ve en ciddi ilk adımdır. Önemli ve zor olan bu ilk adımı atabilmektir. Genelde, içsel sorgulamalarımızda kendi gerçeklerimizin farkındayızdır, ama bunu asla başkalarıyla paylaşmayız, bilinmesini istemeyiz. Böylesi önemli bir gerçeğimizi saptayarak çözüm üretirken, varsın başkalarına asla açmayalım, hiç önemli değil. Yeter ki kendi öz yaşamımıza ve geleceğimize en büyük iyiliği yapacak girişimleri başlatabilelim.

Her insanın yaşamında, en azından belirli dönemlerinde tembel davranışlar göstermesi olasıdır, bu doğal da karşılanabilir. Ama bu sürecin bizim kontrolümüzde olabilmesi önemlidir. Eğer kontrolümüzden çıkar da belirli bir dönemi değil de uzun bir zaman dilimini etkilerse, işte o zaman konu daha bir ciddiyet ve önem kazanır. Örneğin, üniversiteyi yeni bitirmiş bir gencin çalışma yaşamına başlaması için, eğer acilen çalışma zorunda değilse, bir süre(!) boş durması, çalışmaması, ki bu tembelliğin basit bir boyutudur; normal karşılanabilir, kabul edilebilir. Çünkü uzun yıllar süren yoğun bir öğrenim süresinin sonunda “biraz dinlenme” isteği haklı görülür. Bu sürenin uzunluğu, bireylere ve çevreye göre değişken olmakla birlikte konunun en önemli noktasıdır. Çevresel ve evrensel normların dışına çıkıldığı an, tembellik sürecine adım atılmış olacaktır. Üniversiteyi bitirdikten bir yıl sonra “henüz kendime tam gelemedim, güzel bir iş bakıyorum, bulursam çalışmayı düşüneceğim” gibi bir düşünce, mutlak bir tembelliğin göstergesidir. Bu örneğe benzer durumlar yaşandığında, bireyler en kısa zamanda kendi içsel çözümleme ve analizlerini yaparak, o hiç hoşlanılmayan yaşam gerçeği “tembellik”ten uzak durmaya gayret etmelidirler.

İnkarlar, redler, karşı çıkışlar

Tümel yaşamda olumsuz nitelikli her olgu gibi tembellik gerçeğinin de kolaylıkla kabullenilmesini beklemek yanlış olur. Genelde, her ortamda olumsuz karşılandığı için, kimse tembelliği kabul etmez; inkar eder, reddeder, kendisine yakıştırılması durumlarında da kesinlikle karşı çıkar. Ancak bu red ve inkarlar belki diğer insanları bir ölçüye kadar inandırabilir ama önemli olan, bireyin kendi iç dünyasındaki özüyle hesaplaşması ve kendi iç sorgulamalarındaki sonuç durumdur! Bir insan, eğer kendisinde az miktarda da olsa tembelliğinin ayırdında olmakla birlikte, bunun kendisine verdiği içsel rahatsızlık nedeniyle her zaman bu yönünü görmezden gelme bilinçaltı yönlendirmesiyle kendi tembellik gerçeğini en azından kendisinden gizlemeye çalışacaktır. Bu tembelliği inkar ve redler, ancak bireyin kendisini kandırması şeklinde yaşanır ve fakat hep bir gerçek olarak yerinde durur.

Tembelliğe davetiye

Bireyin içsel değerler dinamizmindeki zayıflık ve eksiklikler, eğer zamanında anlaşılıp, farkına varılarak ve güçlü içsel sorgulamalar ile etkisizleştirimezlerse, o bireyin yaşam biçimini doğrudan etkileyebilecek güce ulaşarak bireyin tembelliğine neden olabilir. Böylesi durumlarda bireyin istenç ve kararlılığındaki zayıflıklar, tembelliğe davetiye olacaktır. Önemsenmeyen her zayıflık, daha zorlu bir olumsuzluğa götürür insanı. Kültürümüzdeki “bana birşey olmaz” deyişi, sonucunda insana ne çok olumsuzluklar yaşattığını ve analitik düşünceden yoksun zayıf insanları ne denli sorunlara taşıdığı hepimizin bildiği bir gerçek olgudur. Bireylerin kendi içsel sorgulamalarını acımasız ve sürekli yapabilmeleri, kendilerini bu tür zorlu olumsuzluklardan koruyacaktır. Bu tür sözler ve düşünceler, basit anlamlarıyla hep kabul edilirler ama uygulamada ve yaşama geçirilmesinde maalesef o denli kolay olmazlar! Bir olumsuzluğa davetiye nitelikli her davranış ve düşüncemizin hemen ayırdına varabilmeli ve geç kalınmadan gereklerini objektif ve gerçekçi bir yöntemle yerine getirmeliyiz. Bireylerin yaşadıkları olumsuzlukların ciddi bir bölümü, kendi bireysel yanlışlıklarından kaynaklanırlar. Tembellik gerçeği de bu olumsuzluklardan bir tanesidir, görmezden gelmek ya da hafife almak, sorunu daha da büyütecek, güölendirecektir.

Yeri neresi?

Tembelliğin insan yaşamında yeri olmalı mıdır? Aslında tek ve gerçek yanıt hemen ve kesinlikle “Hayır!” olmalıdır, olmak zorundadır. Eğer yaşamlarımızda “az da olsa” yer verilir ve normal karşılanabilir bir olgu olarak kabul edersek, bir virüs gibi, bir mikrop gibi, düşünce ve davranışlarımızı ve değer yargılarımızı içerden kemirerek ve çılgınca büyüyerek bizi ele geçirirse, o “az-küçücük” dediğimiz masum gibi görünen bir tembellik virüsü, yaşamlarımızı ve geleceğimizi en ciddi şekilde etkileyebilecek duruma dönüşebilir. Bu nedenle, tembelliğin en az dozuna bile yaşamlarımızda yaşam hakkı tanımamalıyız. Biyolojik sağlığımızda nasıl en küçük bir “zararlı mikrop” ölümcül olabiliyorsa, tembellik de bundan çok farklı bir durum olmayıp, yaşamsal etkinliklerimizi yok edebilecek güçte bir negatif gerçekliktir. Doğru düşünebilen bir insanın yaşamında tembelliğe asla yer yoktur, verilmez. Ama düşünce sistematiğinde doğru olandan sapmalar gösteren her düşünce sahibi, tembelliği basite aldığı zaman kendisini ne tür yaşamsal olumsuzlukların beklediğini bilemez. Ama böylesi bir durumun sonunu her doğru düşünen insan bilir.

Zavallılık ve acizliğin gizli kabülü

Yaşamına negatif bir gerçeklik olarak tembelliğin etken olduğu bireyler, eğer savaşım verebilme gücüne sahip değillerse, durumu kabullenmek ve durumlarının sanki(!) normal olduğunu savlamak için “bir sürü” bahaneler sıralayacaklar ve adeta örtülü bir şekilde de olsa acizliklerini kabul etmiş olacaklardır. Bir olumsuzluğu kabullenme durumu, konu ne olursa olsun bir “acizlik” ve “zavallılık” durumudur. Her ne kadar kimse açıktan kendisini aciz ve zavallı görmese de, çevresindeki insanların yorumları hep bu yönde olacaktır. Çünkü savaşım verilmeyen her zayıflık durumu, bir zavallılık, bir acizlik gerçeğidir. Yapısında tembellik belirtileri olduğunu düşünen bireyler, bu durumlarının doğru analizlerini yaparak, gerçekçi ve güçlü kararlar alarak bu zavallılık ve acizlik durumuna yaklaşmamaya özen göstermek durumundadırlar. Bilinçaltı zorlamaları ve savunma mekanizmalarının negatif yüklenmeleri maalesef bireyi olumsuzluklara götürücü niteliklidirler. Kendi yaşamsal gerçeklerimizin ayırdında olmak durumundayız! Ne de güzel demişler: “Tembele kapını ört demişler, yel eser örter demiş!” Başkalarına çok rahatlıkla kullanabildiğimiz olumsuz sıfat ve yakıştırmaların, az da olsa kendimizde de olabileceği gerçeğini unutmamalı, objektif saptamalar için gerçekçi içsel sorgulamalarımızı yapabilmeli; “Ben şu konuda zavallı mıyım, aciz miyim; ben tembel bir insan mıyım?” sorusunu kendimize sormaktan ve kendi objektif değerlendirmemizi yapmaktan da asla korkmayalım!

Özgüven eksikliği

Tembelliğe sürüklenilen zor zamanlarda bireylerin en büyük sıkıntıları içsel dinamiklerinin eksiklik ya da zayıflıklarıdır. Buna kısaca “özgüven eksikliği” de diyebiliriz. “Acaba yapabilir miyim?” benzeri iç sorgulama arayışları, tümüyle bireylerin özgüven dünyasındaki yolculuk ve hesaplaşmalarıdır. Bu durumlarda her insanın kendisini çok iyi tanıması ve içinden gelen, kendisine fısıldanan her iç sesin doğruluğu ya da yanlışlığı konusunda önfikirli olmaması ve mutlaka objektif bir iç sorgulama gücüne sahip olması gerekir. Bireylerde görülen özgüven eksikliği, bireyleri, olumsuzlukları savaşım vermeden kabullenme yanlışına götürür ki, bu da o bireyin o gününü ve geleceğini doğrudan olumsuzluklara batırabilecek bir durumdur. Aslında özgüven, sadece tembellik olgusu için değil, yaşamlarımızın her evresinde, her konusunda en büyük ve en ciddi öneme sahip değerdedir. Bireysel seçimlerimiz, kararlarımız ve tercihlerimiz, yaşamlarımızın nitelik ve içeriklerindeki değerlerin tümü özgüvenimizin sonucudur. Sonuç olarak yaşam biçimimiz, bizim kararımızdır.

Planlamalar: çabalar ve ataklar

İnsanların içinde bulunduklarının ayırdına vardıkları her olumsuzluktan kurtulmak için verdiği her savaşım, bir yüce değerdir. Öncelikli önemlilik, ayırdında olabilmektir. Bir insan, farkında olduğu bir olumsuzluk için savaşım verir ancak. Bu nedenle kendisini “tembellik” sınırlarına yakın gören her birey, öncelikle durumunun farkında olacak ve hemen sonrasında da bu durumunun verdiği içsel rahatsızlıkla, kendi içinde sorgulamalar yapararak planlamalara başlamalıdır. Yapılacak bireysel planlamaların yaşama geçirilebilmesi için; tembellik sınırından(!) uzaklaşılabilmesi için, atılacak her adımın gerçekçi ve bireyin kişilik yapısıyla örtüşebilir nitelikli olması gerekir. Bu yönde atılacak her küçük adım, gösterilecek her küçük çaba, her küçük atak; tümüyle bireyin kendisine ait olacak bir zafer sonucuna götürecektir. Kendi iç dinamikleri ve içsel değerlerinin gücü ile böylesi güzel sonuçlara varabilen; içinde bulunduğu yaşamsal olumsuzluklardan kurtulabilmeyi beceren birey, her tür güzel övgüyü kesinlikle hakketmiş olacaktır.

Yeni bir dünya

İçinde bulunduğu yaşamsal olumsuzluklarla savaşımından kendi gücü: içsel dinamikleri ve değerlerinin yardımıyla zaferle çıkabilen birey, yeni, yepyeni bir dünyaya adım atmış olacaktır. Olumsuzluklardan silkinmiş; içinde, düşüncelerinde, davranışlarında var olan her tür olumsuzlukların üstesinden gelerek, kendisine yeni bir dünya yaratmış ve bu yepyeni dünyanın temizliği, enerjisi ve canlılığıyla bireyin kendisi de sanki(!) yeniden doğmuş gibi olacak, en azından öyle hissedecektir. Her insanın yaşamında böylesi evreler, dönemler ve geçişler olabilir. Yeter ki gerçekten, ama gerçekten kendimizde bu savaşım gücünü bulabilelim! Bunun sonucunda da mutlaka yaşam savaşından zaferle çıkarız.

Yeniden doğmak, kendimize yeni bir dünya yaratmak, yepyeni bir dünyaya adım atabilmek, yaşam sorunlarımızın üstesinden gelebilmek, doğru ve güçlü düşüncelerimiz, tutarlı kararlılığımızla olasıdır ancak..

Sonuç

Tembellik bir yaşam gerçeğidir ve her birey için geçerli bir olumsuzluk riskidir. Bir şeyin yanlış ve zararlı olduğunu bilmek, o şeyden uzak durulması için yeterli nedendir. Yanlışlığına inanmadığımız şeylerden uzak durma çabası içinde olmayız! Tembellik bir yaşam gerçeği olsa da yanlış bir olgudur ve uzak durulmalıdır. Bilinçsizce de olsa tembelliği bir yaşam biçimi olarak kabullenmiş bireyler, kendileri ve çevreleri için bir sorundurlar. Sorun olan bir insan ise, önemi çok daha ciddileşir; çünkü insanın kendi varlığı sorun çözmek içindir, sorun olmak için değil!

Mahmut Özturan
Mayıs, 2009

© 2010 felsefem.net. Sitedeki yazılar, 5846 sayılı T.C. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır, izinsiz kullanılamaz.