|
Sanatın 3D’si : Duygu, Düşünce ve Denge
Sanatta Duygu
Duygularımız,
yaşamlarımızın her evresinde ne denli etkin ve güçlü
olduğunu hepimizin bildiği ve asla şüphe içinde olmadığımız
bir gerçektir. Kimi düşünürlere göre duygular, insan
yaşamını anlamlı kılan en temel olgudur. Duyguları olmayan
ve hatta normalin biraz altında olan insanlara “duygusuz”
sıfatı ne kadar da rahat ve acımasız kullanılır! İnsan
yaşamında bu denli önemli bir yere sahip olan duygularımızın,
tüm sanat dallarında etkin bir öneme sahip olduğu da
açıktır. Sanatın ve sanatçının “duygusuz” olabileceğini
düşünmek olanaksızdır. Sanatın tüm dallarında ve tüm
disiplinlerinde “duygu” temel olgulardan biri ve hatta
belki de en önemlisidir. Duygusuz bir sanatçının varlığını
düşünmek ne denli zor ise, duygusuz bir sanat ve sanat
yapıtı düşünmek de o denli zordur. Çünkü bir sanatçıyı
ya da yapıtı değerli kılan duygulardır. Sanatçının içsel
değerler zenginliği ile duygularını yapıtına aktarabilme
becerisi, bir sanatçının sahip olması gereken “olmazsa
olmazlar”dandır. Duygusuz bir sanat yapıtına genelde
“ruhsuz” yakıştırması yapılır; çünkü duygularımız ruhsal
değerlerimizdir ve tümüyle bireyseldir. Sanatçı, duygularındaki
yüceliği ve değeri yapıtına yansıtabildiği oranda yapıtın
bir değer olmasını sağlayacaktır.
Sanatta
Düşünce
Düşünmek,
yaşamda var olan ve var olacak olan her, ama her olgunun
temelini, kökenini oluşturur. Yüzyıllar öncesinden yapıtları
ve düşünceleri günümüze ulaşan ve tazeliğini, güncelliğini
ve önemini hep koruyagelen düşünürler, hep bu olguyu
değerlendirmişler; insanların düşünme yeti ve becerilerini
geliştirme çabası içinde olmaları gerektiğini vurgulamışlardır.
Çünkü insan, düşünceleriyle tümel yaşamı yönlendiren,
yönlendirebilen tek canlıdır. İnsanların tüm yaşamları,
düşüncelerinin ürünüyle var olduğuna göre, düşüncelerinin
doğruya yakınlığı, güzelliği ve dengeliliği oranında
yaşamları değerlenebilecektir. Her düşünce ürününün
bir değer olması beklenmez. Ama düşünen, düşüncelerinin
altyapısını doğruluk ve güzelliklerle dengeleyip kurgulayabilmiş
ise, ortaya çıkacak ürünlerin bir değer olması olasıdır.
Düşüncelerin doğruluğu ve güzelliği bireysel değil,
evrensel nitelikli olmak durumundadır. Ne acıdır ki,
evrensel doğruluk ve güzellik değerleri dengesinden
uzak ve yoksun kimi düşünce ürünleri, tümel yaşama olumsuzluklar
katacak nitelikli olmuşlardır.
Sanat
da, yaşamımızın en önemli ögelerinden bir olgu, bir
gerçek ve bir değer olarak, düşüncelerimizin ürünüdür.
Tüm sanat dalları; doğru, güzel ve dengeli düşüncelerin
ürünü oldukları içindir ki birer değerdirler. Sanatçıların
ruhsal dünyalarında başlayan “güzel düşünme ve güzel
olanı üretme” altyapısı, bir sanatçıyı diğer insanlardan
farklı kılan en önemli niteliktir. Sanatçının düşünceleri
ile evrensel doğrular ve değerler çerçevesindeki her
ürünü, genelde yaşama ve özelde de sanata bir katkı
olmaktadır.
Sanatta
Denge...
Denge;
tüm varoluşun, tümel yaşamın, ve özel olarak da her
bireyin yaşamında çok büyük bir öneme sahiptir. Yaşamsal
öneme ve yaşamsal değerlere sahip her olguda dengelilik
aranır. Kozmik düzenden tutun, en küçük bir yaşam birimine
kadar her evre koşulsuz bir denge gerektirir. Tümel
yaşamın her evresinde varlığı yadsınamaz bir gerçek
olan denge, bireysel ve toplumsal yaşamların da önemli
bir gerçeğidir. Her olguda aranan ve var olması gereken
dengenin, sanat alanında olmaması ya da eksikliği düşünülemez.
Sanat, genelde bireysel üretim kökenli bir olgu olduğuna
göre, öncelikle sanatçının düşünsel değerleme boyutlarında
ve sonra da ürettiği yapıtının varlığında, açıktan ve
sistematik olmasa da, bilinçaltlarında varlığı koşulsuz
beklenen ve istenen bir olgudur denge. Bir sanat yapıtının
yaratım sürecinde, sanatçının düşünsel analiz çeşitliliği
ile değerler altyapısının dengesi, bir şekilde mutlaka
yapıtın ruhuna yansıyacaktır. Sanat yapıtlarının ruhlarındaki
değerler dengesi temel unsur olmakla birlikte, sanat
dallarına göre değişken ve fakat yapıtın değer olabilmesi
için gerekli olan çeşitli öz nitelik ve gereklilikler
dengesinin de kurulmuş ve yapıta yansıtılmış olması
bir zorunluluktur. Aksi durumlarda, gerek ruhsal ve
gerekse özsel içerik nitelikleri bakımından yapıtta
yaşanacak denge sorunu, yapıtın değerini tartışmalı
kılacaktır.
Sanatta
denge; çoklu bileşen yapısıyla var olmalıdır. Sadece
sanatçının yapıtın üretim sürecindeki düşüncelerinin
dengeliliği değil, sanatçının düşünsel bilinçaltı ile
sanat dalının gerekli kıldığı bilgi ve değerler bütünü
içindeki denge, bir bütün olarak sanatçının içsel değerler
zenginliği oranında yapıta yansır. Sanatçı, yapıtları
ile arasında hem özsel hem de bütünsel bakımdan bir
denge kurabilmelidir. Bu dengenin azlığı ya da yokluğu,
yapıtın değerler bütününe ciddi bir eksiklik olarak
yansır. Bu nedenle sanatçı, sadece yapıtının özsel niteliklerindeki
denge ile değil, kendi ruhsal, düşünsel ve duygusal
değerlerinin bütünü ile yapıtının özsel nitelikleri
arasında da bir denge oluşturabilmelidir.
Sanatçının
duygu ve düşünce dengesindeki uyumluluk
Sanatta
tartışmasız varlığı ve gücü bilinen “duygu” ve “düşünce”nin
bir denge ve uyumluluk içinde olması gerekir. Denegenin
varlığı, yaşamın her konusu ve her evresinde mutlak
bir gereklilik olduğuna göre, sanatçılarda ve sanat
yapıtlarında da bu gereklilik vardır. Sanatçının duygu
ve düşünceleri arasında bir denge ve bu dengede bir
uyumluluk aranır. Duygularımızla düşüncelerimiz arasındaki
denge her zaman kolaylıkla sağlanamaz. Kimi zaman düşüncelerimiz
bize bir yol gösterirken, duygularımız ise daha farklı
bir yol gösterebilmektedir. Çünkü duygularımız, bizi
gerçeği düşünmekten; gerçeğe gitmekten, gerçeği yaşamaktan
alıkoyabilir. Düşünen insan, doğruyu görecek ama duygularının
güçlülüğü oranında her zaman doğrunun gösterdiğini yapamayabilecektir.
Sanatçı, bir yapıtının üretim sürecindeki duygusallığı
ile yeterli düşünme ve sonucunda yeterli sorgulama yapamadığı
durumlarda, duygularının etkisinde daha fazla kalarak
duygu–düşünce dengesinden uzaklaştığında, ortaya çıkacak
yapıt ağırlıklı olarak duygularının ürünü olacaktır.
Düşüncelerden ve sorgulamalardan uzaklaşarak üretilen
bir yapıttaki duygusal yoğunluk, eğer sanatçıyı gerçekleri
görmekten ve sorgulamaktan uzak bırakmış ve duyguları
ile düşünceleri arasında bir uyumluluk dengesi kuramamış
ise, elde edilen sonucun bir “sanat yapıtı” olduğunu
söylemek zor olacaktır.
Sanatçının
duygu ve düşüncelerinde ikilem sorunu
İnsanın
düşünceleri, kendisini doğruya ve gerçeğe yöneltir.
Düşünen, irdeleyen ve sorgulayan insanlar doğruyu daha
kolay görecek, gerçekleri daha kolay anlayacaklardır.
Düşünce ürünü olan her olgu; doğruya, iyiye, güzele
ve gerçeğe daha yakındır. Düşünce ürünü olmayan; yeterince
düşünmeden, irdelemeden, sorgulamadan yapılan her eylem
duyguların ürünüdür. İnsanın duygularından tümüyle soyutlanması
olası değildir; zaten bu istenmez ve beklenmez de! Çünkü
insanı “değer” yapan en önemli ögelerden birisi de duygularıdır.
Ancak, yaşamlarımızın bir evresinde tümüyle ya düşüncelerimizin
ya da duygularımızın doğrudan ve ağırlıklı etkisiyle
kararlar vermemiz ve bu kararlarımızı yaşama geçirmemiz,
yaşamlarımıza (ya da yaşamımızın o dönemindeki eylemimize)
yanlışlar getirebilecektir.
Sanatçı,
üretim süreci öncesinde ve sırasında düşünceleri ile
duyguları arasında kimi zaman ikilemler yaşayabilir
ve bir tarafa karşı savaşım vermek durumunda kalabilir.
Yapıta yansıyan ruh, sanatçının içsel değerler yoğunluğu
sonucunda ya düşünce, ya duygular, ya da ikisi arasında
kurulmuş bir denge ile her ikisinin; düşüncelerimiz
ile duygularımızın bileşkesi olacaktır. Bunu sağlamak
zor gibi görünsede, güzel olana ulaşmak her tür zorluklara
katlanmaya değecektir. Sanatçı, yapıtının üretim sürecinde
bu ikilemi bilinçli veya bilinçsiz yaşar ve ancak yapıtını
sonuçlandırdıktan sonra objektif bir gözlem ve analitik
bir irdeleme yapabilmesi durumunda, yapıtında bir denge
sorunu var ise bunu görebilecektir. Bu, gerçek anlamda
bir özeleştiri gücüyle olasıdır ve sanatçının sonraki
yapıtlarında “daha iyi”lere ulaşmasına yardımcı olacaktır.
Dengelerde
sapmalar ve baskın duygular
Genel
anlamda yaşamın bir dengeler bütünü olduğunu biliyoruz.
Bu dengelerde yaşanan her sapma, tümel yaşamın ve bunun
doğal sonucu olarak tikel yaşamların da belirli ölçülerde
sahip olması gereken standartlardan çeşitli sapmalar
göstermesine neden olur. Denge sapması, genel ölçütler
çerçevesinde algılanabilir. Bireysel ölçütlerle denge
sapmalarının algılanabilmesi zordur, çünkü bireysel
ölçütler değişkendirler ve objektif olamazlar. Yaşamlarımızın
her evresinde dengeli olma gerekliliği ve zorunluluğu
vardır. Sahip olunması gereken dengelerdeki her küçük
sapma, bireyleri standardın dışına sürükler. Yaşanan
bilinçli denge sapmaları ise genelde bir arayış ya da
macera amaçlı olurlar. Bilinçli denge sapmalarındaki
gerçeklik ve tutarlılık, içine girilen arayışın hedefine
ulaşmasını kolaylaştırabilir kimi zaman. Ama bu sonucun
elde edilebilmesi her zaman kolay ve olanaklı olmaz.
Bu nedenle, yaşamsal standartlarda yaşanan sapmalar,
bireylere sıkıntılı zamanlar yaşatabilmektedir.
Dengelerdeki
sapmalar, çoğunlukla duygularımızın güçlü yönlerinin
seçimlerimiz ve kararlarımız üzerindeki etkilerinden
ve bu etkilenimlerin sonucunda oluşabilecek duygusal
baskılardan kaynaklanırlar. Duygularımız üzerindeki
etken ve baskın değerlerimiz, yaşamsal seçimlerimizi
doğrudan etkileyecek ve duygularımızın yaşamımızdaki
etkenliği ölçüsünde, oluşturmamız gereken “seçim-karar”
dengelerimizde sapmalara neden olabilecektir. Bu istenç
dışı sapmaları en aza indirgeyebilmemiz için, duygularımızı,
her zaman aklımızın kontrolünde tutabilmeyi becermemiz
gerekir. Akıl sorgulamadan edemez; duygularımız ise
bizi hep aşkınlıklara iter! Yaşamın en ciddi savaşımlarından
biri de akıl ile duygular arasındaki denge savaşımıdır.
Yaşamsal
ve sanatsal denge zorunluluğu
Denge,
yaşamlarımızda bu denli bir öneme sahip iken, yaşamlarımızın
her evresi, her olgusu gibi, sanat dünyamızın da “denge”nin
öneminden uzak kalması düşünülemez. Zaten sanatçılar
ve sanatseverler için yaşam ve sanat, biribirlerinden
ayrışamayan iki temel kavram, iki temel değer olarak
kabul edilirler. Bir bireyin güncel yaşamını gerçekçi
ve akılcı bir denge üzerine oturtması gerektiği gibi,
bir sanatçı da sanatsal yaşamını, gerçekçi ve akılcı
bir denge üzerinde olmak ve kalmakla birlikte, “objektif
analiz ve sorgulamalar” üzerine de oturtabilmelidir.
Sanatsal
denge zorunluluğu, evrensel kabul görmüş değerler dengesinin
sanatsal boyutta işlenmesi ve tümel yaşama katkı amacıyla
geliştirilmesinin gerekliliğidir. Gerçek sanatçı, yapıtlarını
bu yüce amaca odaklanmış olarak yaratır, üretir, sergiler,
paylaşır ve yaşamı bir değer yapabilmek için sürekli
bir savaşım verir.
Sanat,
özellikle bir sanatçı için dünyanın, yaşamın ta kendisidir.
Sanatçının bir birey olarak, güncel yaşamında dengenin
yeri ve önemi ne ise, sanatsal yaşamında da aynıdır
ve hatta daha da önemlidir. Çünkü bir sanatçı için güncel
yaşamın gereksinimlerinden belirli ölçülerde belki vazgeçilebilir;
ama sanatsal yaşamın gereksinimlerinden değil vazgeçmek,
bir süreliğine uzak kalabilmek bile çok zordur. Yaşamı,
sanatın ta kendisi olan bir sanatçı, yaşamsal dengesine
koşut bir çizgide sanatsal yaşamında da dengeli olmak,
sanatında dengeyi yaşamak isteyecektir. Kimi zaman sanatçının
ruhsal dünyasının altyapısını oluşturan anarşist düşünsel
analizler ve sorgulamalar ile, Nietzche’nin deyişiyle
“tüm değerlerle savaşma” bağlamında bilinçli denge sapmalarına
yönelecek ve ulaşabileceği somut sonuçlar ile sadece
sanat dünyasına değil, düşünceler dünyasına, yaşam felsefelerine
ve hatta tümel yaşama yeni değerler katabilecektir.
Mahmut Özturan
Nisan, 2009
|