|
SANAT YAPITLARINDA “GÜZEL” KAVRAMININ SORGULANMASI
Güzel, estetiğin temelidir.
İç
dünyamızın pozitif değerlerinin bileşkesindeki olumlamalar
ve bu oluşumların bilinç – bilinçaltı bağlamında yaşanmış
ve yaşanması düşlenmiş değerleri bizi güzele götürür.
Güzelin “ne olduğu” hep tartışılagelmiştir. Ama bu kavramın
göreceli niteliği, tartışmalara farklı boyutlar kazandırmıştır.
Sanat’ın “ne olduğu” ve “ne olmadığı” sorgulamaları,
“güzel” kavramı düşünülmeden ve kullanılmadan olası
olamamamıştır. Çünkü çoğu durumlarda, “güzel” sanat
ile, “sanat” da güzel ile özdeşleştirilmiş ve “güzel
olmayana sanat denemez” savı ve inancı ile, “Güzel Sanatlar”
tüm sanat dallarına ana başlık olagelmiştir.
Güzel,
yapısıyla duygu ve düşünce dünyamızda haz yaratan, estetik
haz ve estetik heyecan uyandıran olgudur. “Estetik”
güzel’in bilimi, “güzel” de estetiğin konusudur. Güzel,
bir değer yargısıdır ve her değer yargısı gibi kişiseldir
ama yine de yerin ve zamanın özelliklerini taşır. Güzel’in
yaratılmasında ve tüketilmesinde en etkili alışveriş,
güzel’in asıl kurucusu olan sanatçı, güzel’in yargılayıcısı
olan estetikçi ve güzel’in tüketicisi olan izleyici
arasında geçer.(1) Güzel’in kurucusu olan sanatçı, tüketici
olan izleyicinin beğenisini kazanmak kaygısına kapıldığı
anda güzel’den uzaklaşır. Güzel, kaygı ile değil, estetik
bilincin haz dolu duygularıyla elde edilir.
Sanat’ın
ne olduğu üzerine yüzyıllardan beri sorgulamalar yapan
tüm sanatçılar ve tüm düşünürler, sanatın içinde “güzel”in
zorunlu ve gizemli varlığını saptamışlar, buna inanmışlardır.
Bunun sonucu olarak da sanat’ın güzelliği, “güzel olma”
gerekliliği temel koşullardan biri olarak alınmıştır;
ama hiçbir zaman tek koşul olamamıştır. Çünkü “sanat”
gibi yüce bir kavramı, bir tek nitelikle sınırlamak,
o yüce değere haksızlık ve saygısızlık olurdu. Ancak
ne var ki, güzel’in göreceli niteliği, temelde aynı
düşünsel açı ve sistematiği kullanmalarına rağmen, sanatçıları
farklı yorum ve değerlendirmelere götürmüştür. Her ne
kadar sanat dünyasında, farklı yorum ve değerlendirmeler,
hem sanat dünyasının bir zenginliği ve hem de sanatın
zenginleşerek oluşacak geleceğine ciddi birer katkı
olsalar da, kimi zamanlar bu farklılıklar, sanatın ne
olduğu konusunda ayrılıklara neden olmuştur. Oysa daha
başlangıçta, güzel’in göreceli niteliği, bireylere göre
değişebilirliği kabul edildiğine göre, her bir “güzel”
anlatımı, gerçek anlamda dikkate alınmalı ve “güzel”in
her farklı yorum ve anlatımının, -yeter ki kitlelerce
kabul görmüş olsun- sanat için bir zenginlik sanata
birer katkı olacağı kabul edilmelidir. Kitlelerce kabul
görmemiş bir “güzel anlatımı”nın, o yapıtın sanatçısı
tarafından savunulmasından da rahatsız olunmamalı, ve
o sanatçıya da saygı gösterilebilmelidir. Çünkü o söz
konusu yapıt, çevresi tarafından kabul görmemiş de olsa,
bir düşüncenin, bir çabanın, bir emeğin sonucudur. Bir
yapıtın, ortaya konulduğu günlerde sanat çevrelerince
ve kitlelerce ilgi görmediği, “güzel” bulunmadığı, kabul
edilmediği halde; yıllarca, hatta onyıllarca sonra,
dünya çapında kabul görmüş, beğeni toplamış, “güzel”
bulunmuş, değer olmuş bir yapıt durumuna gelebilmektedir.
Bu durumda, bir yapıtın “iyi, güzel ve değerli” bulunması,
kendi döneminde değil, yıllar ve belki onyıllar sonra
da söz konusu olabilmektedir. Çünkü “güzel”den anlaşılan
da, “güzel”den beklenen de zamanla değişebilmekte, çok
daha değer kazanabilmektedir.Çünkü güzelliğin varlığı
doğrulanmayı gerektirmez, algılanmayı gerektirir.
Zamanla değişen her şey gibi, “güzel” kavramından anlaşılan
ve beklenenler de zaman içinde değişeceğinden, sanat
yapıtları bugüne: üretildiği güne ve zamana göre değil,
tüm zamanlara göre değerlendirilmeli ve karar verilmelidir.
Yani tikel yaşam değil, tümel yaşam karar vermelidir
bir sanat yapıtının “güzel” ve “değerli” olduğuna.
Sanat’ta
estetik bileşenlerin her birinin yorumlanması ve anlaşılması,
bakış açısına göre değer ve anlam kazanacağı için, bir
sanat yapıtındaki temel estetik değerler, sanatçının
kendisine ve doğal olarak sanatçının yapıtını yaratım
sürecindeki iç dünyasının duygusal yoğunluğu, düşsel
zenginliği ve estetik değerlerinin çeşitliliğine bağlı
olacaktır. Sanatçının yapıtını yaratım sürecindeki estetik
yorum biçimi, “güzel”i düşleme ve anlatım biçimi, yapıta
doğrudan yansıyacağından, sanatçının iç dünyasındaki
zenginlik, karmaşa, gel-gitler, çok renklilik ve tüm
değerlerin varlığı “güzel”siz asla olamayacak ve estetik
varlığının ciddi bir bölümünü oluşturacaktır. Doğaldır
ki, her sanat yapıtının vermek istediği bir mesaj, bir
anlatım vardır, olmalıdır ve bu anlatım çabaları, yapıta
çeşitli estetik nitelikler de kazandırmak zorunda olacaktır.
Estetik değerlerden uzak bir yapıtla sanatçının düşüncelerini
izleyicisine aktarması, verebilmesi olanaksızdır. Çirkin
–yanlış- bir anlatımın asla amacına ulaşamayacağının
bilinciyle, her sanatçı, yapıtına estetik bir değer
kazandırmak çabası içinde olacaktır ki bu estetik değer
de “güzel”siz olamayacaktır.
Bir
yapıt, öncelikle izleyicisinin ruhunu okşayacak, izleyicisinin
içsel değerlerine seslenebilecek, izleyicisine “güzel”
dedirtebilecek bir yapıda olmalıdır ki, sanatçısının
düşüncelerini izleyicisine aktarabilsin. Hangi sanat
dalında olursa olsun, “sanatçı – yapıt – izleyici” üçgeninde
yaşanan hep aynıdır, kaçınılmazdır. Sanatçının izleyiciye
vermek – anlatmak istediği bir “şey” mutlaka vardır
ve bu “şey” mutlaka “estetik değerlere sahip” ve mutlaka
“güzel” olmak zorundadır.
Güzel’in
göreceli bir kavram olması, güzel’in “ne olduğu” ya
da “ne olmadığı” noktasında tartışmalara neden olabilmektedir.
Güzel’in içinde neler vardır, neler var olmalıdır gibi
sorulara yanıt vermek hiç de kolay olmamıştır, değildir
de. Güzel’in sorgulandığı tüm zamanlarda, her ne kadar
bireylerarası yorumlama ve anlayış biçimlerine göre
farklı değerlendirmeler olsa da, genellikle temelde
beklenen asgari olgular da vardır. Bu asgari olgular,
estetik bileşenlerin asgari varlığı olarak , izleyicisinin
belleğinde olumlu düşünceler ve gözlerinde sıcak olumlama
gülücüklerine neden olabilecek varlık değerleridir ki,
biz buna “güzel” diyoruz.
“Güzel” üzerine
düşünceler:
Jarocinski:
Yaratıcı için güzel, yapıtının sonucudur; izleyici için
yapıt, güzelin kaynağıdır.
Platon:
Güzel, her şeyden önce düşünülür dünyada ya da aşkın
dünyada var olan bir kendinde şey’dir. Buna göre bu
dünyadaki bütün göreli güzelliklerin kaynağıdır.
Kant:
Nesneleri güzel diye yargılamak için beğeni gerekir,
ancak sanatlar için de yani güzel nesnelerin üretilmesi
için de deha gerekir.
Hegel:
Güzel, idea’nın görünümü ya da hissedilir yansıması
olarak belirlenir.
Aristoteles:
Sanatsal güzel, ahlaki bir arınma sağlamalıdır: düşünülmüş,
kurulmuş, öykünülmüş yarargözetmez tutkunun, tutkuları
arındırıcı bir gücü vardır.
Baumgarten:
Estetik bilgi’nin temeli güzelliktir. Güzellik, duyularımızla
ayırdına vardığımız mutlak mükemmelliktir. Güzellik,
karşılıklı ilişkide bulunan parçaların biribirleriyle
ve bir “bütün”le oluşturdukları uyum ve düzen’dir.
Winckelmann:
Sanatın yasası ve amacı, sadece güzelliktir: İyilikten
soyutlanmış bağımsız güzellik.
Cherbuliez:
Güzellik varlıkların yapısında var olan bir şey değildir,
ruhumuzun bir eylemidir. Güzellik bir yanılsamadır.
Mutlak güzellik yoktur. Fakat bizim kendine özgü ve
kendi içinde uyumlu olarak düşündüğümüz şey, bize güzelmiş
gibi gözükür.
Tolstoy:
Öznel bir bakış açısıyla, biz, bize özel bir tür zevk
veren şey’e güzellik diyoruz. Nesnel bir bakış açısıyla
ise güzellik, bütünüyle mükemmel olan şey’dir ve biz
onu yalnızca öyle kabul ederiz. Aslında her iki güzellik
kavramı da tek ve aynı şeye varır. Şöyle ki, bir çeşit
zevk almak sözkonusudur. Bir başka deyişle güzellik,
bizde herhangi bir arzu uyandırmadan, bize zevk veren
şeydir.(2)
Şöyle
bir düşünsek; içimizde, ruhumuzun derinliklerinde, düşünsel
dünyamızı ve estetik değerlerimizi olumlayan ve onaylayan
“GÜZEL” bir olgu veya yapıtı izlediğimiz zaman, gözlerimizdeki
gizemli ve haz dolu gülücüğün varlığını hangimiz yadsıyabiliriz
ki?
Mahmut Özturan
Ocak, 2007
(1) Felsefe Sözlüğü – Afşar Timuçin
(2) Sanat Nedir? - Tolstoy
|