|
SANATTA
VE SANAT YAPITLARINDA ÖZNELLİK
Sanat, sanatçının çalışmalarına kendi içsel değerlerini
ve içsel zenginliklerini kattığı, kazandırdığı oranda
öznelleşebilecektir. Bir sanat yapıtının oluşma (üretim-yaratım)
sürecinde sanatçının, o güne dek yaşadıklarının, düşüncelerinin
ve değerlerinin yapıtta belirli bir ağırlığı ve yansıması
olacaktır. Sanatçının yapıtıyla bütünleşmiş olması durumunda,
sanatçının varlığını ve değerlerini herhangi sıradan
bir izleyicinin bile o sanat yapıtı içinde, yapıtın
ruhunda görebiliyor olması, sanatçının kendisini tümüyle
yapıtına aktardığının bir göstergesi olacaktır. Bir
sanat yapıtının ait olduğu sanatçının kimliği, ne kullandığı
renklerden, ne fırça darbelerinden, ne yontusundaki
açılardan, ne dizelerindeki sözcüklerden, ne de karelerindeki
kompozisyonlardan anlaşılamaz. Sanatçı, yapıtlarında
işlediği içsel değerlerinden, yaşama bakış açısından,
eleştirel yaklaşım ve çıkışlarından, yapıtın konusuna
kattığı öznel yorumlarından, kısaca yapıtın yaratım
sürecine damgasını vuran öznel farklılıklardan tanınabilecektir.
Bu da, sanat yapıtlarına yansıyabilmiş, hatta taa içine
girebilmiş, yapıtla bütünleşebilmeyi gerçekleştirebilmiş
sanatçının düşünsel gücünü yapıtına aktarabildiği oranda
olası olacak ve izleyici, yapıtla sanatçısını kolaylıkla
özdeşleştirebilecek ve yapıtın içinde adeta sanatçının
kendisini görebilecektir. Zaten yapıta, yaratıcısının
kendisinden birşeyler katamamış olma durumlarında “sanat
yapıtı” demenin olası olamayacağı da bilinen bir gerçektir.
Bir
sanat yapıtı bazen de bir grup tarafından üretilebilir.
Böylesi durumlarda, bir sanat yapıtının bir grup (sanatçı)
tarafından üretiliyor olması, o yapıtın öznel bir yapı
taşımadığı şeklinde düşünülebilir. Doğaldır ki, böylesi
durumlarda sanat yapıtı gerçek (bireysel) anlamda öznel
olmamakla birlikte, bir grup (sanatçının) ruhunu –öznellikler
bütününü- yansıttığından yine de gerçek bir sanat yapıtı
olabilmektedir. Bu durumda, bireysel anlamda öznellikten
uzak bir yapıta –bir ruh taşımak koşuluyla- “sanat”
dememek olası değildir.
Öznel
olma durumu, özneyle ilgili olma, tek bir özneyle ilgili
olma ya da tek bir özne için geçerli olma durumudur.
Öznellik, Nesnel geçerliliği olmayan, evrensel boyutu
olmayandır. Öznel olan, aynı zamanda evrensel olarak
geçerli olmayandır, tek kişinin ya da tek tek kişilerin
ortaya koyduğu bir belirlenim olmakla nesnel düzeyde
bütün kişilerce benimsenmiş olmayandır. Evrensel düzeyde
doğrulanamayan, nesnel diye belirlenemeyecek olan her
şey öznel olarak kalacaktır. Örneğin ruhbilim, içebakış
yöntemini kullandığı sürece öznel yargılar ortaya koymuştur,
ancak laboratuvara indikten sonra nesnelliğe ulaşabilmiştir.(1)
Felsefede, özne ile nesne, genelde hep karşıt iki kavram
olarak alınmakla birlikte, sanat değerlemelerinde her
zaman birlikte düşünülürler ve biri asla ötekinden uzakta
yer almaz; hep yan yana, hep iç içedirler.
H.
Delacroix: “Sanatçı, sanatında kendi evindedir. Bu bir
dünyadır. Sanatçının yatkınlığı genellikle tam anlamında
özelleşmiştir. Sanatçının sanatında da kendi özelliği,
kendi özel temaları, kendi gereci vardır.” der. Bu
düşünce irdelendiğinde, her sanatçının kendi öznelliği
ile başbaşa olduğu, bir yapıtı yaratım sürecinde kendince
sınırlı bir dünyasında yaşayarak yapıtlarını ürettiği,
ve yapıtlarının tümüyle kendisine özel bir dünyanın
gölgesi ve içsel değerlerinin etkileşimi ile ortaya
çıktığı anlaşılacaktır. Sanatçının
kendi içsel değerler zenginliği ile yaşamakta olduğu
somut dünyasının, tüm ayrıntılarıyla, tüm gerçekliği
ile yapıtlarına yansımış ve yapıtlarıyla bütünleşmiş
olması, “sanatta öznellik” olarak karşımıza çıkar.
Sanat
yapıtı, gizemli ve gizli bir biçimde sanatçıdan doğar.
Ondan yaşamını ve varoluşunu kazanır. Varlığı rasgele
ya da mantıksız değildir. Hem ruhsal, hem de nesnel
yaşantı açısından belirli ve anlamlı bir gücü vardır.
O vardır ve ruhsal atmosfer yaratacak güce sahiptir
ve birey, bu içsel açıdan, onun iyi bir sanat yapıtı
olup olmadığı kararını verir. Yalnızca ruhsal değerler
tam ve tatmin edici olduğunda iyi bir sanat yapıtı yaratılmış
olur. İnsan ruhunun güçlendiği dönemlerde sanatın da
gücü artacaktır. Çünkü ikisi ayrılmaz derecede bağlıdır
ve biribirini tamamlar.(2)
Bir yapıtın “değer” olabilmesi, sanatçının içsel değerleriyle
güçlenmiş düşünsel dünyasını, bir “ruh” olarak çalışmalarına
aktarabilmesiyle doğru orantılıdır. Tüm sanat çevrelerinde
kabul gören ve eleştirel bir yaklaşım olan “ruhsuz”
yakıştırması, yapıtın yalınlığını, basitliğini, sıradanlığını
ve kısaca “sanatçısını yapıtında göremediğimiz” ve “bir
sanat yapıtı” diyemediğimiz sanat çabaları için kaçınılmazdır.
Nietzsche,
sanatçının iç dünyasının hareketlenmesini ve çalışmasının
tümüyle “öznel” olduğunu vurgularken: “Duyum, düşünce,
heyecan gibi her iç hareketin yanı sıra damarların durumunda,
dolayısıyla renkte, beden sıcaklığında, salgılarda değişiklik
olur” der.(3) Sanatçının yapıtını üretim sürecinde,
iç dünyasının değişim grafiği devamlı olarak bir hareket
ve değişim durumundadır. Bu hareket ve değişim, sanatçının
tümüyle içsel dünyasını yapıtına aktarma ve yapıtıyla
özdeşleşme – bütünleşme olacaktır ki, bu da sanatta
ve sanat yapıtlarındaki öznelliğin gerçek anlamda oluşmuş
oluşmasının açık göstergesidir.
Mahmut Özturan
Mayıs/2006
Kaynaklar:
(1) Felsefe Sözlüğü – Afşar Timuçin
(2) Sanatta Ruhsallık Üzerine – W. Kandinsky
(3) Seçilmiş Düşünceler – F.W. Nietzsche
|