Mahmut Özturan ile Felsefe Sohbetleri

   SANAT YAZILARIM  

SANATTA VE SANAT YAPITLARINDA ÖZNELLİK


Sanat, sanatçının çalışmalarına kendi içsel değerlerini ve içsel zenginliklerini kattığı, kazandırdığı oranda öznelleşebilecektir. Bir sanat yapıtının oluşma (üretim-yaratım) sürecinde sanatçının, o güne dek yaşadıklarının, düşüncelerinin ve değerlerinin yapıtta belirli bir ağırlığı ve yansıması olacaktır. Sanatçının yapıtıyla bütünleşmiş olması durumunda, sanatçının varlığını ve değerlerini herhangi sıradan bir izleyicinin bile o sanat yapıtı içinde, yapıtın ruhunda görebiliyor olması, sanatçının kendisini tümüyle yapıtına aktardığının bir göstergesi olacaktır. Bir sanat yapıtının ait olduğu sanatçının kimliği, ne kullandığı renklerden, ne fırça darbelerinden, ne yontusundaki açılardan, ne dizelerindeki sözcüklerden, ne de karelerindeki kompozisyonlardan anlaşılamaz. Sanatçı, yapıtlarında işlediği içsel değerlerinden, yaşama bakış açısından, eleştirel yaklaşım ve çıkışlarından, yapıtın konusuna kattığı öznel yorumlarından, kısaca yapıtın yaratım sürecine damgasını vuran öznel farklılıklardan tanınabilecektir. Bu da, sanat yapıtlarına yansıyabilmiş, hatta taa içine girebilmiş, yapıtla bütünleşebilmeyi gerçekleştirebilmiş sanatçının düşünsel gücünü yapıtına aktarabildiği oranda olası olacak ve izleyici, yapıtla sanatçısını kolaylıkla özdeşleştirebilecek ve yapıtın içinde adeta sanatçının kendisini görebilecektir. Zaten yapıta, yaratıcısının kendisinden birşeyler katamamış olma durumlarında “sanat yapıtı” demenin olası olamayacağı da bilinen bir gerçektir.

Bir sanat yapıtı bazen de bir grup tarafından üretilebilir. Böylesi durumlarda, bir sanat yapıtının bir grup (sanatçı) tarafından üretiliyor olması, o yapıtın öznel bir yapı taşımadığı şeklinde düşünülebilir. Doğaldır ki, böylesi durumlarda sanat yapıtı gerçek (bireysel) anlamda öznel olmamakla birlikte, bir grup (sanatçının) ruhunu –öznellikler bütününü- yansıttığından yine de gerçek bir sanat yapıtı olabilmektedir. Bu durumda, bireysel anlamda öznellikten uzak bir yapıta –bir ruh taşımak koşuluyla- “sanat” dememek olası değildir.

Öznel olma durumu, özneyle ilgili olma, tek bir özneyle ilgili olma ya da tek bir özne için geçerli olma durumudur. Öznellik, Nesnel geçerliliği olmayan, evrensel boyutu olmayandır. Öznel olan, aynı zamanda evrensel olarak geçerli olmayandır, tek kişinin ya da tek tek kişilerin ortaya koyduğu bir belirlenim olmakla nesnel düzeyde bütün kişilerce benimsenmiş olmayandır. Evrensel düzeyde doğrulanamayan, nesnel diye belirlenemeyecek olan her şey öznel olarak kalacaktır. Örneğin ruhbilim, içebakış yöntemini kullandığı sürece öznel yargılar ortaya koymuştur, ancak laboratuvara indikten sonra nesnelliğe ulaşabilmiştir.(1) Felsefede, özne ile nesne, genelde hep karşıt iki kavram olarak alınmakla birlikte, sanat değerlemelerinde her zaman birlikte düşünülürler ve biri asla ötekinden uzakta yer almaz; hep yan yana, hep iç içedirler.

H. Delacroix: “Sanatçı, sanatında kendi evindedir. Bu bir dünyadır. Sanatçının yatkınlığı genellikle tam anlamında özelleşmiştir. Sanatçının sanatında da kendi özelliği, kendi özel temaları, kendi gereci vardır.” der. Bu düşünce irdelendiğinde, her sanatçının kendi öznelliği ile başbaşa olduğu, bir yapıtı yaratım sürecinde kendince sınırlı bir dünyasında yaşayarak yapıtlarını ürettiği, ve yapıtlarının tümüyle kendisine özel bir dünyanın gölgesi ve içsel değerlerinin etkileşimi ile ortaya çıktığı anlaşılacaktır. Sanatçının kendi içsel değerler zenginliği ile yaşamakta olduğu somut dünyasının, tüm ayrıntılarıyla, tüm gerçekliği ile yapıtlarına yansımış ve yapıtlarıyla bütünleşmiş olması, “sanatta öznellik” olarak karşımıza çıkar.

Sanat yapıtı, gizemli ve gizli bir biçimde sanatçıdan doğar. Ondan yaşamını ve varoluşunu kazanır. Varlığı rasgele ya da mantıksız değildir. Hem ruhsal, hem de nesnel yaşantı açısından belirli ve anlamlı bir gücü vardır. O vardır ve ruhsal atmosfer yaratacak güce sahiptir ve birey, bu içsel açıdan, onun iyi bir sanat yapıtı olup olmadığı kararını verir. Yalnızca ruhsal değerler tam ve tatmin edici olduğunda iyi bir sanat yapıtı yaratılmış olur. İnsan ruhunun güçlendiği dönemlerde sanatın da gücü artacaktır. Çünkü ikisi ayrılmaz derecede bağlıdır ve biribirini tamamlar.(2)

Bir yapıtın “değer” olabilmesi, sanatçının içsel değerleriyle güçlenmiş düşünsel dünyasını, bir “ruh” olarak çalışmalarına aktarabilmesiyle doğru orantılıdır. Tüm sanat çevrelerinde kabul gören ve eleştirel bir yaklaşım olan “ruhsuz” yakıştırması, yapıtın yalınlığını, basitliğini, sıradanlığını ve kısaca “sanatçısını yapıtında göremediğimiz” ve “bir sanat yapıtı” diyemediğimiz sanat çabaları için kaçınılmazdır.

Nietzsche, sanatçının iç dünyasının hareketlenmesini ve çalışmasının tümüyle “öznel” olduğunu vurgularken: “Duyum, düşünce, heyecan gibi her iç hareketin yanı sıra damarların durumunda, dolayısıyla renkte, beden sıcaklığında, salgılarda değişiklik olur” der.(3) Sanatçının yapıtını üretim sürecinde, iç dünyasının değişim grafiği devamlı olarak bir hareket ve değişim durumundadır. Bu hareket ve değişim, sanatçının tümüyle içsel dünyasını yapıtına aktarma ve yapıtıyla özdeşleşme – bütünleşme olacaktır ki, bu da sanatta ve sanat yapıtlarındaki öznelliğin gerçek anlamda oluşmuş oluşmasının açık göstergesidir.


Mahmut Özturan
Mayıs/2006


Kaynaklar:
(1) Felsefe Sözlüğü – Afşar Timuçin
(2) Sanatta Ruhsallık Üzerine – W. Kandinsky
(3) Seçilmiş Düşünceler – F.W. Nietzsche

© 2009 felsefem.net. Sitedeki yazılar, 5846 sayılı T.C. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır, izinsiz kullanılamaz.