|
SANATTA ŞABLON SORUNSALI
Şablon
Almanca
“schablone” sözcüğünden Türkçe’ye geçmiş ve daha çok:
“önceden hazırlanmış ve uygulanmış bir sistem veya aracın,
sonradan, aynı ya da aslına yakın biçimiyle yinelenme
eylemi” olarak anlaşılır. Şablon, TDK sözlüğünde mecaz
olarak: “körü körüne yansılanan, çok kez tekrarlandığından
kanıksanmış basmakalıp örnek” anlamında kullanılıyor.
“Sorunsal” için ise yine TDK: “Çözümü belli olmayan;
doğru olma ihtimali bulunmakla birlikte, şüphe uyandıran,
kesin olmayan” şeklinde tanımlıyor.
Şablonculuk
Şablonculuk;
bir düşünceyi, öğretiyi, üzerinde hiç düşünmeden benimseme
ve/veya savunmadır.
Bireysel gelişimin ilk basamaklarında verilen örnek
şablonları uygulamak, konuyu derinlemesine inceleme
ve bu süreç içerisinde kazanılan deneyimlerin de yardımlarıyla,
bireylerin kendi öznel uygulama biçimlerini ortaya çıkarma
ve geliştirmelerine olanak sağlar. Bireysel gelişimin
deneysel aşamalarında, önceden üretilmiş her tür araç
ve sistemden yararlanmak eğitimin bir gereği olmakla
beraber, düşünsel bir çabanın sonucu olmayan hazır şablonları
kullanmanın bir yaşam biçimi haline getirilmesi ise
felaket olacaktır. Çünkü bu ve benzer durumlarda bireysel
gelişimin durması ve bireylerin yaratıcılıklarının sonlanması
gibi korkunç bir son söz konusu olabilecektir. Bu nedenle,
önceden hazırlanmış araç ve sistemlerden; şablonlardan
yararlanılma sürecinin, ancak olgunlaşma süreci ile
sınırlı kalması gerekir. Zaten, olgunlaşma süreci içerisinde
yaşanan her olgu, yapılan her deney, bireylerin gelişim
süreçlerinin zorunlu bir aşamasıdır. Önemli olan, bu
hazıra uyma ve hazırı kullanmanın, yani şablonculuğun
bir yaşam biçimi haline dönüştürülmemesidir.
Şablonların yaşamımızdaki
yeri
Şablonların
yaşamlarımızda önemli bir yeri olduğunu yadsıyamayız.
Sınırlı ölçülerde kullanılmasının bireysel gelişimde
yararları da vardır. Ancak, şablonlar yaşamlarımızın
temel yapısına alınırsa, bu tür yaşam biçimlerinde bireysel
yaşamın özgünlüğünü düşünemeyiz. Özgün olan, temelde
başka biçim ve sistemlerin sınırlı ve belirli ölçülerde
etkisi altında kalınabilirliğinin yanında, etkisi altında
kalınan sistem veya biçimin birebir uyulmuş ya da öykünülmüş
bir benzeri olmadığı açık ve gerçek olandır. Herhangi
bir konudaki bireysel karar, girişim ve projelerin,
daha önce herhangi bir şekilde düşünülmüş ve/veya uygulanmış
örnek benzerlerinden temel yapısında ayrık öz nitelikleri
olmasını gerektirir. Yaşamlarımızda, olgunluk dönemi
öncesinde her bireyin “özgün” nitelikli altyapıya sahip
olması beklenmez. Bu süreç, olgunlaşma dönemi öncesinin
normal gelişimidir. Ancak olgunlaşmasını tamamlamış
bireylerin yaşamlarında uyguladıkları araç, sistem ve
yöntemler özgün olabilmektedir. Olgunlaşma sürecini
tamamlamış bireyler şablonlara; önceden düşünülmüş ve/veya
uygulanmış araç ve sistemlere gereksinim duymazlar.
Eğer verilebilen örnek var ise, bu örneğe konu olan
bireylerin gerçek anlamda olgunlaşmış olmaları savlanamaz.
İlk gençlik ve olgunlaşma dönemi öncesinde her bireyin
bu tür şablonları kullanma ve uygulama sürecini yaşaması
da son derece doğaldır. Çünkü örnek şablonlar kullanılarak
birey kendi özgünlüğünü zaman içinde kazanacaktır.
Şablonun sanattaki
yeri
Sanatta
şablon gerçekten çok önemli bir konu. İnsan yaşamının
her evresinde varlığı yadsınamaz olan bir gerçek olmasına
rağmen, bir sanatçı için şablonlara uymaktan veya bağlı
kalmaktan ya da şablonlardan kurtulamamaktan söz etmek
gerçekten çok ciddi bir sorun olarak alınmalıdır. Çünkü
bir sanatçının ve özellikle de bir sanat yapıtının özgün
olması, olabilmesi en önemli temel koşul iken; önceden
denenmiş ve uygulanmış bir sistem veya projenin sonradan
aslı ile benzeşen bir şekliyle, başka bir zaman biriminde,
başka bir yerde kullanılmış olması sanat adına kabul
edilemez. Sanatta en önemli temel koşullardan birisi
olan “özgünlük” şablonlara uymakla veya bağlı kalmakla
ciddi yaralar alır. Yukarıda “olgunlaşma”dan söz ederken,
bu durumu sanatçılar için de düşündüğümüzde, olgunlaşma
sürecini tamamlayamamış bir sanatçıdan özgün yapıtlar
beklemenin yanlışlığı da kendiliğinden ortaya çıkar.
Bir sanat yapıtının, önceden kullanılmış bir şablona
uyularak, birtakım eklemelerle de olsa, yeniden, yeni
bir yapıt gibi ortaya konulması, aslında sanatın temel
değerlerine, ve hatta sanatın kendisine bir saygısızlık
olarak alınabilir. Çünkü ilk ortaya konulan bir sanat
yapıtındaki özgün ve öznel nitelikler, tümüyle o yapıtın
sahibi sanatçı ile özdeşleşmiş olacağından, benzer bir
yapıt yaratımını, sanki “hazırcılık” gibi yeniden izleyiciinin
önüne konulması, bir anlamda izleyiciye de saygısızlık
olarak kabul edilir.
Aristoteles
Metafizik’te şöyle der: “İnsanlar, bilim ve sanata deney
aracılığıyla ulaşırlar. Deney sanatı, deneysizlik ise
rastlantıyı yaratmıştır.” Buna göre, sanat yapıtları
yaratım sürecinde deneyler yapmak, önceden yapılmış
deney ve projelerden yararlanmak doğal bir süreçtir.
Ancak, deneysel üretim sürecinde, önceden üretilmiş
yapıt ve projelere uyularak ortaya yeni sanat yapıtları
koymanın zorluğu da bir gerçektir. Deneysel çalışmaların
yapılmaması ise, sonucu tümüyle rastlantıya bırakmak
anlamına gelir ki bunun da bir yöntem olduğu asla düşünülemez.
Burada önemli bir noktanın vurgulanması da gerekiyor:
Sanat dallarına yeni disiplinler ve yeni yöntemler kazandırabilecek
nitelikteki oluşmuş sistemler, şablon ile karıştırılmamalıdır.
Çünkü sanata yeni açılımlar, yeni ufuklar kazandırabilecek
nitelikler şablon değil, sanatın ruhsallığına ve değerlerine
bir artı değer katabilecek unsurlardır. Böylesi artı
değerlerin sonraki sanatçılar tarafından özellikle uygulanarak
daha da geliştirilmesi ve farklı yöntem ve disiplinlere
gidilmesi, varılması için de bir araç olarak alınmalı,
görülmeli, kabul edilmelidir.
Sanatçının şablonlara
uyma kaygısı
Bir
sanat yapıtının oluşturulmasında, düşünsel aşamasından
yaratım aşamasına geçiş sürecinde yaşadığı içsel sorgulama
ve arayışlar, kişilik altyapısı, değerler bütünlüğü,
sanatı anlama ve yorum getirme sistematiği, etkisinde
kaldığı sanatçılar, sanat disiplinleri ve sanat yapıtları,
bunların tümü, yapıtına belirli ölçülerde yansıyacak,
tüm bu araç ve değerlerin bir bileşkesi ile yapıt, özgün
bir nitelik kazanabilecektir. Bu yaratım süreci içerisinde
sanatçının etkisinde kalması olası sanatçı ve sanat
yapıtları, sanatçıya bir ışık, bir altyapı oluşturabilir,
oluşturacaktır da. Ancak, bu süreçte sanatçı, kendisine
kimi sanatçı(!) ya da çevrelerce(!) dayatılmaya çalışılmış
sistem ve doğrulara uyma zorunluluğunu, iç dünyasında
belirli ölçülerde yaşaması olasıdır. İşte asıl “şablon
sorunsalı” burada başlamaktadır: Sanatçı, yapıtın düşünsel
aşamadan yaratım aşamasına geçerken, önceki sanatsal
yaşam ve sanatsal arayışlarının kendisinde bıraktığı
etki ve izlerle, farklı sorgulamalar yaşayacaktır. Burada
yaşanan temel sorun, sanatçının “olgunlaşma” sürecinde,
kendisinden önceki “değer” kabul ettiği sanatçıların
olası yanlış bilgilendirme ve yönlendirmelerinden kaynaklanan
sapmalar yaşaması olasılığıdır.
Bir
sanatçının olgunlaşma sürecinde, kendisine, değer kabul
ettiği kişiler ve sanatçılar tarafından “Bu böyledir,
şöyle yapmalısın, öyle yaparsan olmaz!” denilmiş ise,
ki bu ayırdında olunmadan yapılmış olsa bile, açıkça
bir dayatma ve “kendileştirme” çabasıdır; sanatçının,
altyapısına kazınmış bu dokunun etkisi altında kalmaması
ve kendisine dayatılmış değerlere savaşım vermesi gerekir.
Nietzsche’nin tüm değerlerin sorgulanabilirliğini savladığını
anımsayarak, ve böyle olması gerektiğine de inanarak,
sanatçı, her zaman, kendi özgün sanat anlayış ve yorumunu
ortaya koyabilme çabası içinde olmalıdır. Sanatçı özgür
düşünceli, yaratıcı, tüm değerleri objektif bir biçimde
sorgulayabilen öz niteliklere ve içsel güçlere sahip
değilse, özgün yaratımda bulunması olanaksız gibidir.
Bir
sanatçının olgunlaşma sürecinde, kendisi olmadan önce,
kendisine katı bir şekilde verilen her değer, sanatçıyı
şablonculuğa itecektir. Fotoğrafta 1/3 kuralına uyulmamış
bir karenin, bir sanat yapıtı olamayacağını düşünen
bir kişinin, kendisini bu denli sınırlayarak özgün sanat
yapıtları yaratmasını beklemek ne denli olasıdır, düşünmek
gerek! Eğer bu kuralı sanat anlayışına temel almış ise,
bir anlamda “at gözlüğü” takmış ve sanata kendi özgünlüğü
ile bakamamış olacaktır. Evet, kurallar vardır, olacaktır
da, ama bu kuralları şablon biçimine dönüştürmek ve
sanki sanatın olmazsa olmazı gibi görmek, anlamak ya
da algılamak, bir sanatçı için büyük bir yanlışlık olacaktır.
Şablonlara uyma kaygısı, sanatçıyı sanattan, özellikle
de kendi içsel güç ve değerleri ile sanat yapıtları
yaratmaktan uzaklaştıracak olumsuz bir etkendir.
Kant,
“Sanat, güzel bir şeyin tasarımlanması değil, ama bir
şeyin güzel tasarımlanmasıdır” der. Güzel sanat yapıtları
deha’nın ürünleridir; insanın iç varlığının bir yetisi
olan bu “deha” sayesinde, doğa sanata kurallar koyar.
Deha öyle bir yetidir ki, kendisinde kesin olarak gösterilemeyecek
kurallar bulunan yapıtlar üretir. Yaratıcı insan da
çok derinlerde bulunan bu yapıtlara kurallar koyan ve
düzen veren gizli bir gücün tam ortasındadır. Bu derin
güç doğadır; fakat bu doğa zaman ve mekana bağlı, nedensel
yasaların geçerlikte olduğu doğa değildir; özgür yaratmanın
tinsel ilkelerini taşıyan bir varlığıdır. Kant’ın bu
görüşlerinin ışığı altında düşünülürse, sanatçının yapıtlarını
yaratım sürecinde en önemli etken, sanatçının içsel
değerler bütünlüğü ve bunun gücüdür.
Şablonculuğun
sanata getirdiği sınırlamalar
Sanat
disipinlerinde var olan her kuram, yılların, hatta yüzyılların
bilgi ve deneysel birikimlerinin sonucudur ve doğruluğu
genelde tartışılmaz. Bir sanatçı için zorlu durumlardır
bunlar, çünkü yüzyılların doğrularını yorumlamaya ve
hatta eleştirmeye kalkışanlara “sen kim oluyorsun da...”
yakıştırmasıyla karşı çıkılabilmektedir. Ama yaşamı,
tümel yaşam olarak dikkate aldığımızda, önceden savlanmış
ve doğruluğu kabullenilmiş pek çok kuramın zaman içerisinde
tartışılmasıyla çok farklı açılımlar yaşandığı ve yeni
sanat disiplinlerinin ortaya çıktığı görülmüştür. Bu
nedenle, sanatçı her şeyden önce ve önemle, tam anlamıyla
özgür ve bağımsız olmalı, olabilmelidir. Çünkü, ne şekilde
olursa olsun, önceden kabullenilmiş sistem ve doğruların
sınırları içinde düşünmenin, nasıl sorgulamaktan uzak
kalınacağı gerçeğini bizlere düşündürtüyorsa, aynı şekilde,
geçmişin tüm sanat kuramlarını “uyulması gereken kesin
doğrular” olarak görmek de, sanatsal gelişimin önünde
büyük bir engel olarak duracaktır.
Şablon
kavramını salt basit anlamıyla değil, tümel yaşamın
zorunlu kıldığı şekliyle, en geniş anlamıyla düşünmek
ve anlamlandırmak gerekir, sanatın gerçek anlamda bağımsız
ve özgür yaşanabilmesi için. Her ne şekilde olursa olsun,
olgunlaşma süreci sonrasında, önceden oluşturulmuş ve
sanat ilkelerine temel alınmış her kuramın tartışılabilirliğinin
bilinciyle hareket etmek, yaşamı ve sanatı bu çerçevede
değerlendirmek durumundayız. Sanatın ve sanatçının gerçek
anlamda öznel, özgür ve bağımsız olabilmesi, ancak bu
düşüncelerin inanç haline dönüştürülmesiyle olasıdır.
Gerçek sanata,
ancak tüm değerlerin sorgulanması ve şablonlardan uzak
durulmasıyla varılabilir.
Mahmut Özturan
Ocak, 2009
|