Mahmut Özturan ile Felsefe Sohbetleri

   SANAT YAZILARIM  


SANATTA ŞABLON SORUNSALI


Şablon

Almanca “schablone” sözcüğünden Türkçe’ye geçmiş ve daha çok: “önceden hazırlanmış ve uygulanmış bir sistem veya aracın, sonradan, aynı ya da aslına yakın biçimiyle yinelenme eylemi” olarak anlaşılır. Şablon, TDK sözlüğünde mecaz olarak: “körü körüne yansılanan, çok kez tekrarlandığından kanıksanmış basmakalıp örnek” anlamında kullanılıyor. “Sorunsal” için ise yine TDK: “Çözümü belli olmayan; doğru olma ihtimali bulunmakla birlikte, şüphe uyandıran, kesin olmayan” şeklinde tanımlıyor.

Şablonculuk

Şablonculuk; bir düşünceyi, öğretiyi, üzerinde hiç düşünmeden benimseme ve/veya savunmadır.
Bireysel gelişimin ilk basamaklarında verilen örnek şablonları uygulamak, konuyu derinlemesine inceleme ve bu süreç içerisinde kazanılan deneyimlerin de yardımlarıyla, bireylerin kendi öznel uygulama biçimlerini ortaya çıkarma ve geliştirmelerine olanak sağlar. Bireysel gelişimin deneysel aşamalarında, önceden üretilmiş her tür araç ve sistemden yararlanmak eğitimin bir gereği olmakla beraber, düşünsel bir çabanın sonucu olmayan hazır şablonları kullanmanın bir yaşam biçimi haline getirilmesi ise felaket olacaktır. Çünkü bu ve benzer durumlarda bireysel gelişimin durması ve bireylerin yaratıcılıklarının sonlanması gibi korkunç bir son söz konusu olabilecektir. Bu nedenle, önceden hazırlanmış araç ve sistemlerden; şablonlardan yararlanılma sürecinin, ancak olgunlaşma süreci ile sınırlı kalması gerekir. Zaten, olgunlaşma süreci içerisinde yaşanan her olgu, yapılan her deney, bireylerin gelişim süreçlerinin zorunlu bir aşamasıdır. Önemli olan, bu hazıra uyma ve hazırı kullanmanın, yani şablonculuğun bir yaşam biçimi haline dönüştürülmemesidir.

Şablonların yaşamımızdaki yeri

Şablonların yaşamlarımızda önemli bir yeri olduğunu yadsıyamayız. Sınırlı ölçülerde kullanılmasının bireysel gelişimde yararları da vardır. Ancak, şablonlar yaşamlarımızın temel yapısına alınırsa, bu tür yaşam biçimlerinde bireysel yaşamın özgünlüğünü düşünemeyiz. Özgün olan, temelde başka biçim ve sistemlerin sınırlı ve belirli ölçülerde etkisi altında kalınabilirliğinin yanında, etkisi altında kalınan sistem veya biçimin birebir uyulmuş ya da öykünülmüş bir benzeri olmadığı açık ve gerçek olandır. Herhangi bir konudaki bireysel karar, girişim ve projelerin, daha önce herhangi bir şekilde düşünülmüş ve/veya uygulanmış örnek benzerlerinden temel yapısında ayrık öz nitelikleri olmasını gerektirir. Yaşamlarımızda, olgunluk dönemi öncesinde her bireyin “özgün” nitelikli altyapıya sahip olması beklenmez. Bu süreç, olgunlaşma dönemi öncesinin normal gelişimidir. Ancak olgunlaşmasını tamamlamış bireylerin yaşamlarında uyguladıkları araç, sistem ve yöntemler özgün olabilmektedir. Olgunlaşma sürecini tamamlamış bireyler şablonlara; önceden düşünülmüş ve/veya uygulanmış araç ve sistemlere gereksinim duymazlar. Eğer verilebilen örnek var ise, bu örneğe konu olan bireylerin gerçek anlamda olgunlaşmış olmaları savlanamaz. İlk gençlik ve olgunlaşma dönemi öncesinde her bireyin bu tür şablonları kullanma ve uygulama sürecini yaşaması da son derece doğaldır. Çünkü örnek şablonlar kullanılarak birey kendi özgünlüğünü zaman içinde kazanacaktır.

Şablonun sanattaki yeri

Sanatta şablon gerçekten çok önemli bir konu. İnsan yaşamının her evresinde varlığı yadsınamaz olan bir gerçek olmasına rağmen, bir sanatçı için şablonlara uymaktan veya bağlı kalmaktan ya da şablonlardan kurtulamamaktan söz etmek gerçekten çok ciddi bir sorun olarak alınmalıdır. Çünkü bir sanatçının ve özellikle de bir sanat yapıtının özgün olması, olabilmesi en önemli temel koşul iken; önceden denenmiş ve uygulanmış bir sistem veya projenin sonradan aslı ile benzeşen bir şekliyle, başka bir zaman biriminde, başka bir yerde kullanılmış olması sanat adına kabul edilemez. Sanatta en önemli temel koşullardan birisi olan “özgünlük” şablonlara uymakla veya bağlı kalmakla ciddi yaralar alır. Yukarıda “olgunlaşma”dan söz ederken, bu durumu sanatçılar için de düşündüğümüzde, olgunlaşma sürecini tamamlayamamış bir sanatçıdan özgün yapıtlar beklemenin yanlışlığı da kendiliğinden ortaya çıkar. Bir sanat yapıtının, önceden kullanılmış bir şablona uyularak, birtakım eklemelerle de olsa, yeniden, yeni bir yapıt gibi ortaya konulması, aslında sanatın temel değerlerine, ve hatta sanatın kendisine bir saygısızlık olarak alınabilir. Çünkü ilk ortaya konulan bir sanat yapıtındaki özgün ve öznel nitelikler, tümüyle o yapıtın sahibi sanatçı ile özdeşleşmiş olacağından, benzer bir yapıt yaratımını, sanki “hazırcılık” gibi yeniden izleyiciinin önüne konulması, bir anlamda izleyiciye de saygısızlık olarak kabul edilir.

Aristoteles Metafizik’te şöyle der: “İnsanlar, bilim ve sanata deney aracılığıyla ulaşırlar. Deney sanatı, deneysizlik ise rastlantıyı yaratmıştır.” Buna göre, sanat yapıtları yaratım sürecinde deneyler yapmak, önceden yapılmış deney ve projelerden yararlanmak doğal bir süreçtir. Ancak, deneysel üretim sürecinde, önceden üretilmiş yapıt ve projelere uyularak ortaya yeni sanat yapıtları koymanın zorluğu da bir gerçektir. Deneysel çalışmaların yapılmaması ise, sonucu tümüyle rastlantıya bırakmak anlamına gelir ki bunun da bir yöntem olduğu asla düşünülemez. Burada önemli bir noktanın vurgulanması da gerekiyor: Sanat dallarına yeni disiplinler ve yeni yöntemler kazandırabilecek nitelikteki oluşmuş sistemler, şablon ile karıştırılmamalıdır. Çünkü sanata yeni açılımlar, yeni ufuklar kazandırabilecek nitelikler şablon değil, sanatın ruhsallığına ve değerlerine bir artı değer katabilecek unsurlardır. Böylesi artı değerlerin sonraki sanatçılar tarafından özellikle uygulanarak daha da geliştirilmesi ve farklı yöntem ve disiplinlere gidilmesi, varılması için de bir araç olarak alınmalı, görülmeli, kabul edilmelidir.

Sanatçının şablonlara uyma kaygısı

Bir sanat yapıtının oluşturulmasında, düşünsel aşamasından yaratım aşamasına geçiş sürecinde yaşadığı içsel sorgulama ve arayışlar, kişilik altyapısı, değerler bütünlüğü, sanatı anlama ve yorum getirme sistematiği, etkisinde kaldığı sanatçılar, sanat disiplinleri ve sanat yapıtları, bunların tümü, yapıtına belirli ölçülerde yansıyacak, tüm bu araç ve değerlerin bir bileşkesi ile yapıt, özgün bir nitelik kazanabilecektir. Bu yaratım süreci içerisinde sanatçının etkisinde kalması olası sanatçı ve sanat yapıtları, sanatçıya bir ışık, bir altyapı oluşturabilir, oluşturacaktır da. Ancak, bu süreçte sanatçı, kendisine kimi sanatçı(!) ya da çevrelerce(!) dayatılmaya çalışılmış sistem ve doğrulara uyma zorunluluğunu, iç dünyasında belirli ölçülerde yaşaması olasıdır. İşte asıl “şablon sorunsalı” burada başlamaktadır: Sanatçı, yapıtın düşünsel aşamadan yaratım aşamasına geçerken, önceki sanatsal yaşam ve sanatsal arayışlarının kendisinde bıraktığı etki ve izlerle, farklı sorgulamalar yaşayacaktır. Burada yaşanan temel sorun, sanatçının “olgunlaşma” sürecinde, kendisinden önceki “değer” kabul ettiği sanatçıların olası yanlış bilgilendirme ve yönlendirmelerinden kaynaklanan sapmalar yaşaması olasılığıdır.

Bir sanatçının olgunlaşma sürecinde, kendisine, değer kabul ettiği kişiler ve sanatçılar tarafından “Bu böyledir, şöyle yapmalısın, öyle yaparsan olmaz!” denilmiş ise, ki bu ayırdında olunmadan yapılmış olsa bile, açıkça bir dayatma ve “kendileştirme” çabasıdır; sanatçının, altyapısına kazınmış bu dokunun etkisi altında kalmaması ve kendisine dayatılmış değerlere savaşım vermesi gerekir. Nietzsche’nin tüm değerlerin sorgulanabilirliğini savladığını anımsayarak, ve böyle olması gerektiğine de inanarak, sanatçı, her zaman, kendi özgün sanat anlayış ve yorumunu ortaya koyabilme çabası içinde olmalıdır. Sanatçı özgür düşünceli, yaratıcı, tüm değerleri objektif bir biçimde sorgulayabilen öz niteliklere ve içsel güçlere sahip değilse, özgün yaratımda bulunması olanaksız gibidir.

Bir sanatçının olgunlaşma sürecinde, kendisi olmadan önce, kendisine katı bir şekilde verilen her değer, sanatçıyı şablonculuğa itecektir. Fotoğrafta 1/3 kuralına uyulmamış bir karenin, bir sanat yapıtı olamayacağını düşünen bir kişinin, kendisini bu denli sınırlayarak özgün sanat yapıtları yaratmasını beklemek ne denli olasıdır, düşünmek gerek! Eğer bu kuralı sanat anlayışına temel almış ise, bir anlamda “at gözlüğü” takmış ve sanata kendi özgünlüğü ile bakamamış olacaktır. Evet, kurallar vardır, olacaktır da, ama bu kuralları şablon biçimine dönüştürmek ve sanki sanatın olmazsa olmazı gibi görmek, anlamak ya da algılamak, bir sanatçı için büyük bir yanlışlık olacaktır. Şablonlara uyma kaygısı, sanatçıyı sanattan, özellikle de kendi içsel güç ve değerleri ile sanat yapıtları yaratmaktan uzaklaştıracak olumsuz bir etkendir.

Kant, “Sanat, güzel bir şeyin tasarımlanması değil, ama bir şeyin güzel tasarımlanmasıdır” der. Güzel sanat yapıtları deha’nın ürünleridir; insanın iç varlığının bir yetisi olan bu “deha” sayesinde, doğa sanata kurallar koyar. Deha öyle bir yetidir ki, kendisinde kesin olarak gösterilemeyecek kurallar bulunan yapıtlar üretir. Yaratıcı insan da çok derinlerde bulunan bu yapıtlara kurallar koyan ve düzen veren gizli bir gücün tam ortasındadır. Bu derin güç doğadır; fakat bu doğa zaman ve mekana bağlı, nedensel yasaların geçerlikte olduğu doğa değildir; özgür yaratmanın tinsel ilkelerini taşıyan bir varlığıdır. Kant’ın bu görüşlerinin ışığı altında düşünülürse, sanatçının yapıtlarını yaratım sürecinde en önemli etken, sanatçının içsel değerler bütünlüğü ve bunun gücüdür.

Şablonculuğun sanata getirdiği sınırlamalar

Sanat disipinlerinde var olan her kuram, yılların, hatta yüzyılların bilgi ve deneysel birikimlerinin sonucudur ve doğruluğu genelde tartışılmaz. Bir sanatçı için zorlu durumlardır bunlar, çünkü yüzyılların doğrularını yorumlamaya ve hatta eleştirmeye kalkışanlara “sen kim oluyorsun da...” yakıştırmasıyla karşı çıkılabilmektedir. Ama yaşamı, tümel yaşam olarak dikkate aldığımızda, önceden savlanmış ve doğruluğu kabullenilmiş pek çok kuramın zaman içerisinde tartışılmasıyla çok farklı açılımlar yaşandığı ve yeni sanat disiplinlerinin ortaya çıktığı görülmüştür. Bu nedenle, sanatçı her şeyden önce ve önemle, tam anlamıyla özgür ve bağımsız olmalı, olabilmelidir. Çünkü, ne şekilde olursa olsun, önceden kabullenilmiş sistem ve doğruların sınırları içinde düşünmenin, nasıl sorgulamaktan uzak kalınacağı gerçeğini bizlere düşündürtüyorsa, aynı şekilde, geçmişin tüm sanat kuramlarını “uyulması gereken kesin doğrular” olarak görmek de, sanatsal gelişimin önünde büyük bir engel olarak duracaktır.

Şablon kavramını salt basit anlamıyla değil, tümel yaşamın zorunlu kıldığı şekliyle, en geniş anlamıyla düşünmek ve anlamlandırmak gerekir, sanatın gerçek anlamda bağımsız ve özgür yaşanabilmesi için. Her ne şekilde olursa olsun, olgunlaşma süreci sonrasında, önceden oluşturulmuş ve sanat ilkelerine temel alınmış her kuramın tartışılabilirliğinin bilinciyle hareket etmek, yaşamı ve sanatı bu çerçevede değerlendirmek durumundayız. Sanatın ve sanatçının gerçek anlamda öznel, özgür ve bağımsız olabilmesi, ancak bu düşüncelerin inanç haline dönüştürülmesiyle olasıdır.

Gerçek sanata, ancak tüm değerlerin sorgulanması ve şablonlardan uzak durulmasıyla varılabilir.

Mahmut Özturan
Ocak, 2009

© 2010 felsefem.net. Sitedeki yazılar, 5846 sayılı T.C. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır, izinsiz kullanılamaz.