|
SANATÇININ İÇSEL DEĞERLERİNDE YÜCELİK ZORUNLULUĞU
Sanatçı ve içsel değerleri...
Sanatçı
sıradan bir insan değildir, olamaz, olmamalıdır da.
Bunun en temel nedeni, sanatçının varoluş nedeni ile
paralel düşünsel dünyasının güçlülüğüdür. Sanatçı, sıradan
bir insan olmadığı için, düşünsel dünyası da, içsel
değerleri de sıradan değildir. Öncelikle sanatçının
genel “değerler” dünyasını bir düşünelim ve anlamaya
çalışalım. Sanatçının “değerler” dünyasında neler vardır
ve bunların en temel olanı nedir? Her insanın dünyasında
mutlaka birtakım değerler vardır. Bu değerlerin niteliği
ve diğer insanlarla olan iletişimindeki olumlu gücü
ve insancıl değerliliği çok önemlidir. Sanatçı, diğer
insanlardan çok farklı savlar ve düşüncelerle ortaya
çıktığı için, hedefi kendisi değildir. Her bireyin kendi
mutluluğu için düşünmesi ve savaşım vermesi yer-gök
kadar doğaldır. Ama sanatçı, tümel yaşamın gerçeklerini
ve zorluklarını bilir ve düşüncelerini yaratıcılığına
odaklayarak diğer tüm insanlara, tüm insanlığa, kısacası
tümel yaşama artılar kazandırma çabası içinde olur.
Çoğu sanatçının adı, yaşadığı kentin sınırlarını aşamamış
olsa da, kendi iç dünyasında hep “öteki”ne artı değerler
kazandıracak eylemler içinde olacak ve diğer insanların
söyleyemedikleri, dışarı yansıtamadıkları konuları işlemeye
çalışacaktır. Yaşamına malolacak sıkıntılara neden de
olsa, öteki’nin sıkıntılarına çözüm arayışı içinde olacaktır.
Bu şekilde bir davranış göstermek, içsel değerlerin
zenginliğinden değil, yüceliğindendir. Tümel yaşamı
düşündüğümüzde, tikel yaşamın sorunlarını ve zorluklarını
diğer tüm insanlara yapıtlarıyla anlatmak ve bir çözümün
arayışı içinde olmak, sanatçılar için bir hedef olmuştur.
Her
insanın iç dünyasında “değer” olarak algıladığı birtakım
ögeler vardır. Ama bu ögelerin değer olup olmadıkları
bile diğer insanlar tarafından tartışılabilmektedir.
Çünkü, örneğin, bir insan için çocukları, ailesi, ya
da sahip olduğu bazı eşyalar -kimi zaman soyut anlamlarıyla-
o insan için bir değer olabilirken, bir başkası için
değer konumunda olmayabiliyor. O değer olan ögenin,
o bireyin yaşamındaki yeri ve önemini incelemek gerekir.
Örneğin, bir sosyal yaşamı olmayan ve zamanının büyük
bir bölümünü televizyon karşısında geçiren bir insan
için televizyon bir değerdir, çünkü dünyası o’dur, onun
dışında bir dünyası yoktur. Yaşamına artı değer katan
tek öge televizyonudur. Bu durumdaki birey, yaşamına,
kendi dünyasına – yaşam biçimine göre - değerler üretecek,
değerler oluşturacaktır. Yukarıdaki düşüncenin tam tersini
irdeleyelim bir de. Sosyal yaşamı dopdolu olan bir insan
için ise, televizyon önemli bir öge olabilir ama bir
değer değildir! O insan için ise, sosyal yaşamına konu
olan ögelerin her biri bir “değer” olurlar. Bu örnekler,
insanların yaşamlarında “değer” kabul ettikleri ögelerdir.
İnsanların yaşamlarındaki değerler ile, içsel değerleri
çok farklı şeylerdir.
İçsel değerler,
bireyin gerek kendisiyle, gerek ötekilerle olan ilişki
ve iletişimindeki nitelikli düşüncelerinin içsel yaşamına
yansıyan olumlama boyutlarıdır.
Her
bireyin kendine özgü içsel değerleri vardır; erdem,
yardımseverlik, ötekilere iyilik yapmak, düşkünlerin
gereksinimlerini karşılamak, çevresine asla zarar vermemek...
gibi. Genel anlamda bu tür içsel değerlerin, sanki evrensel
değer niteliğinden dolayı, her insanın iç dünyasında
var olduğu düşünülür, sanılır. Oysa gerçek yaşamda öyle
olmayabiliyor! Çünkü genelde, maalesef, insanların eylemleriyle
düşünceleri; içsel değerleriyle davranış biçimleri örtüşmeyebilmektedir.
Bu nedenle, insanların sözlerine göre değil, yaşayış
ve davranış biçimlerine göre içsel değerlerinin niteliğini
düşünebilir, anlayabiliriz. Aslında bunu anlamak pek
de zor değildir, iyi bir gözlemci olmak yetecektir.
Kimi
zaman, kimi bireylerin içsel değerleri yaşamlarına ve
davranışlarına yansımaz, yansımayabilir, kendisini göstermeyebilir.
Bu durumlar da olasıdır. Böylesi durumlarda, içsel değerlerini
yaşamına ve davranışlarına yansıtamayan bireylerin var
olan içsel değerleri, kişiliklerinin bir parçası olamamıştır
henüz; sadece düşünüyor ve inanıyordur içsel değerlerinin
varlığına!
Sanatçı, sıradan bir insan değildir, çünkü sıradan bir
insan sanatçı olamaz! Bazı söylemler vardır hani; “sanatçı
olunmaz, sanatçı doğulur” gibi! İddialı bir düşünce
gibi gelebilir insanalara, ama gerçek payı da yok değildir.
İçsel değerlerinin öncelikle zenginliği ve doğal olarak
sonuçta yüceliği olan insanlar temelde sanatçı ruhlu
olurlar, yaşadıkları çevrenin elverişsiz koşullarından
dolayı yaratıcılıkları ve ortaya bir yapıt çıkarmaları
kimi zaman zor olsa da! Bireyin içsel değerlerindeki
yücelik, o insanı sanatçılığa götürebilecek önemli bir
ögedir.
İçsel değerlerin yüceliği...
Değer
kavramının öncelikle doğru konulması gerekir. Bireyin
iç dünyasını, kişilik ve karakterlerini oluşturan, benlik
yapılanmalarına temel olan ögeler, o bireyin içsel değerleridir.
Bunlar, bireylerin iç dünyalarının anlamı ve doğal gerçekliği
olan değerlerdir. İnsan haklarına koşulsuz saygı, dürüstlük,
objektiflik, etiğe saygı, koşulsuz insan sevgisi, akılcılık,
doğa sevgisi, sözünde durmak, yalan söylememek, doğruluktan
asla ödün vermemek, çalışmayı sevmek, emeğe ve emekçiye
saygı ve bunlara eklenebilecek tüm içsel “yüce” değerlerin
her sanatçıda bulunması gerekir! Çünkü sanatçının içsel
değerleri “evrensel temel değerler” doğrultusu ve içeriği
ile “yüce” olmak zorundadır.
Sanatçı
olmak zordur, çabayla sanatçı olunmaz. Bireyin benliğinde
var olan “güzel” ögeler ile, içsel değerlerindeki “yücelik”,
O’nu, bir şekilde sanat’a ve sonrasında da “sanatçı”
olmaya yönlendirecektir. Kimi zaman bir sanatçıyı, henüz
çocuk yaştayken, üreticiliği ve yaratıcılığı ile “altın
çocuk” olarak görürsünüz; kimi zaman da, akranları için
“ölümü bekler” denirken, o sanatçı ruhlu insan, bir
de bakarsınız ileri yaşlarına rağmen sanatçı kişiliği
ile eşsiz ve mükemmel yapıtlar ortaya koyarlar!
Sanatçının
içsel değerlerindeki yücelik, doğuştan gelen bir değerler
bütünüdür. Ancak kimi zaman, ürettiği ciddi yapıtlarından
sonra, çevresindeki yanlışların olumsuz etkileriyle
içsel değerlerinde negatif sapmalar olabilmektedir.
Sanatçının “sanat ivmesi” ile “üretim ve başarı grafiği”
kimi zaman düşmeler yaşayabilir! Sanat yaşamının ilk
zamanlarında çok verimli, çok yaratıcı olan ve mükemmel
yapıtlar ortaya koyan bir sanatçının, daha sonraları
yaratıcılığının tükendiğini görmek de olasıdır! Bu,
sanatçının içsel değerlerindeki yüceliğin, zamanla,
bir nedenle negatif değişimindendir. Bunun tam karşıtı
da olasıdır; bireysel ya da çevresel pozitif etkileşimler
sonucunda, içsel değerlerinin yüceleşmesiyle, kendi
yaşamı ve kişiliği de yücelen sanatçının, yaratıcılığı
da o oranda gelişecek ve bir başarılı sanat yapıtları
üretebilecektir.
Sanatçının içsel
değerlerinde yücelik, bir zorunluluktur.
Her
bireyin dürüst ve objektif olması beklenir, her insan
“iyi bir insan” olabilir! Ama Sanatçı olmanın temel
koşulu, yüce içsel değerlere sahip olmasıdır. Bu, sanatçıyı
gerçek anlamda bir sanatçı olmaya götüren en net gerçektir.
Mahmut Özturan
Temmuz, 2008
|